Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.

-Emerson

Bir, iki, üç, dört, beş… Ömrümüzden bir beş saniye daha gitti ve maalesef o beş saniye bir daha asla geri gelmeyecek. Tıpkı daha önce geçirdiğimiz milyonlarca saniyenin asla geri gelmeyeceği gibi. Ne kadar farkındayız hiç bilmiyorum ama bu hayatta sahip olduğumuz en kıymetli şey hayatımız ve maalesef bunun bir sonu var. 

Ne kadar yaşayacağımızı kesin olarak bilemesek de bunu ölçmek için bir araç bulmuşuz ve adına da zaman demişiz. Yani zaman demek hayatın ta kendisi aslında. Zamanı boşa akıtmak hayatımızı çöpe atmak gibi bir şey.

Giden zaman gitmiştir artık onun için yapabileceğimiz bir şey yok ama şu anda içinde bulunduğumuz zaman ise bize ait. Onu nasıl değerlendireceğimize, nasıl yaşayacağımıza ve geleceğimizi nasıl şekillendireceğimize biz karar veriyoruz.

O zaman yaşadığımız anın kıymetini bilip tembelliği, savsaklamayı ve oyalanmayı bırakıp tüm benliğimizle UYAN’ıp kendimize gelmemiz gerekiyor.

Uyanmak sadece sabahın erken saatlerinde gözlerimizi yeni bir güne açmak mıdır? Elbette hayır!

Uyan’mak:

  • Ölümü hatırlamak,
  • Hayata daha farklı bakabilmeyi öğrenmek,
  • Kendimizle yüzleşebilmek,
  • Yaşadıklarımızı ve yaşananları bambaşka bir gözle görmek,
  • Kendimizi tanıma adına iç dünyamızda yeni bir yolculuğa çıkmaya cesaret etmek demektir.

Bu soruya tam anlamıyla cevap vermek neredeyse imkansız. Çünkü uyanmak bir bilgiden ziyade bir bilgelik.

Tam bu noktada havalı tavsiyeler uydurmak yerine eşsiz bir deneyime kulak verelim istiyorum.

Eminim birçok kişi izlemiştir ama ben yine de Apple’a Next’e ve Pixar’a hayat veren, iniş ve çıkışlarla dolu yaşamı boyunca mücadeleyi hiçbir zaman elden bırakmayan Steve Jobs’un Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı etkiliyici konuşmasını özellikle bu dönemde tekrar hatırlayalım istiyorum.

Konuşmanın geneline bakarsak Jobs’un temel olarak bize 3 farklı mesajı var.

Meraklı olun ve sezgilerinize güvenin – Geleceği önceden bilemezsiniz. Önceden nelerin hangi noktada birleşeceğini görmeniz mümkün değildir. Neleri doğru yaptığınızı ve hangi noktaların ne şekilde birleştiğini ancak geriye baktığınızda görebilirsiniz. İşte bu sebepten dolayı yapacağınız işlere karar verirken kalbinizin sesini dinleyin. Yaptığınız şeylerin bir gün bir şekilde birşeylerle birleşeceğine inanın.

Sevdiğiniz işi yapın – Önemli olan kişinin sevdiği işi yapmasıdır. Sevilen bir iş bir rutin değil, bir oyun gibidir. Sevilmeyen bir iş veya uğraş bir zorunluluktur, zorunluluk da yorucudur. Başarılı insanların çoğunun gizli gücü sevdikleri ve uğraşmaktan dolayı mutlu oldukları bir işle meşgul olmalarıdır. Ya sevdiğiniz işi yapmalısınız, ya da yaptığınız işi sevmenin yollarını bulmalısınız.

Ölümü düşünün — Beklentiler, gururlar, küçük düşme, ya da başarısızlık korkuları, tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirirler. Kaybedecek birşeylerinizin olduğu düşüncesini yok etmenin en iyi yolu ölümü düşünmektir. Ölüm kaçınılmazdır. Ölümü düşündüğünüzde, esasen hiçbir şeye sahip olmadığınızı ve bu dünyadan çıplak gideceğinizi hatırlarsınız. Sahip olmadığınız hiçbir şeyi kaybetme gibi bir riskiniz olmadığını düşünmek sizi rahatlatacaktır.

Konuşmanın tamamını izleyebilirsiniz.

Buna ek olarak konuşmanın beni en çok etkileyen kısmı alıntılayarak aynen aktarıyorum.

“On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.


İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları – tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.


Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki her şey ikinci planda.”

Steve Jobs | Stanfod Üniversitesi Mezuniyet Konuşması

Kısaca hayat çok kısa. İnsanın yıllardır uyuduğu o derin uykudan uyanması da hiç kolay değil.

Fakat her gün 86.400 saniyemiz var. Geçmişteki keşkelerimizi ve aylaklıklarımızı bir kenara bırakıp her saniyenin hakını vererek yaşamaya gayret etmeli, hayalimizdeki gelecek ve dünya için karınca sabrı ile çalışmaya devam etmeliyiz.

İşte o zaman uyanmanın zevkine varabiliriz belki.


Show CommentsClose Comments

Leave a comment