Lise hayatı boyunca hayalini kurduğumuz, onu kazanmak için nice fedakarlıklar yaptığımız ve bize bundan sonraki hayatımızda kendimizi onun adıyla tanımlayacağımız söylenen üniversite, gerçekten de hayatın bir dönüm noktası mı? Öyleyse bu limitli zaman dilimini değerlendirmek en anlamlı biçimde geçirmek için orayı kazanmak adına çalıştığımızın en azından 1/10’ i kadar çalışmak gerekmez mi? Yeni üniversiteyi bitirmiş biri olarak yeniden üniversite okusaydım nasıl okurdum üzerine bir yazı kaleme aldım. Keyifli okumalar…

Üniversite hayatım boyunca birçok şey tecrübe ettim. Akademik anlamda başarıyı da başarısızlığı da tattım. Alttan ders aldım, ortalamamın çok düşük (2.0’ın altı) seyrettiği zamanlar oldu. Bazı dersleri iki defa aldığım, bilerek sınavına girmediğim derslerim oldu. Bütte tamamlarım diyerek uyumayı ya da yapacağım işi tercih ettiğim de. Hemen hemen her sosyal bilimler öğrencisinin tecrübe ettiği ‘5 sayfa yazı yazdım yüz üzerinden 5 bile alamadım’ olayını birkaç defa yaşadım. 2-3 ay hiç okula gitmediğim oldu. Hatta şimdi lisans eğitimimdeki 4 yılı tamamladım ve dönem uzatmış bulunuyorum. Tüm bu kötü durumlara rağmen üstten ders aldığım da oldu. Öyle bir dönem geldi ki ortalamamı (3.0 üzeri) iyi bir seviyeye yükselttim ve Erasmus+ Staj Hareketliliği programı ile Birleşik Krallığa gittim. Bazı sınavlarda okulda en yüksek notu alan oldum. Bir sınavda yazdığım yazıyı hoca anlattığı dersin sunumuna ekledi ve sonraki senelerde de bu yazıyı muhtemelen kullandı. Tabi üniversite yılları sadece akademik hayattan ibaret değil. Hayatın sosyal ve pratik yönü için öncelikle kurucu ekibinde yer aldığım BİGENÇ Derneği olmak üzere çok farklı kurumlarda çalışmalar yürüttüm. Bunlar içinde de başarılı sonuçlar aldığımı düşündüğüm işler olmakla birlikte tam manasıyla çuvalladığımı düşündüğüm işler de oldu hatta sırf zaman kaybı olan işler de.

Üniversite yıllarının akademik, sosyal hayata ek olarak iş hayatını da stajlarla tecrübe edebileceğimiz bir dönem olduğu hepimizce malum. İlk yılım dahil her yaz staj yaptım. Staj yaptığım kurumlar Türkiye’de önemli işler yapan şirketlerdi ama stajlarımın bazısında sadece evrak dosyalamayı, kâğıt zımbalamayı öğrenirken bazısında rapor yazmayı, iletişim siyaseti kurmayı öğrendim. Üniversite yılları özgüven ve eylem heyecanının da yüksek olduğu zamanlar tabi. Bir de bu dönemde kendi işini kurma denemelerinde bulundum. Bir öğrenci için ciddi rakamlarda borçlara girdim. 2 farklı iş batırdım, 1 şirkette ise ortaklığım devam ediyor. Şimdi düşünüyorum da 4 yıl önce kurduğum ve kuruluşunun ikinci yılında batan girişimin hala borçlarını ödüyorum. Üniversite öğrencileri için verilen devlet bursunun iki katı kadar bir miktar bu, aylık ödeme olarak. Her tecrübe ucuz değil tabi. Tabi bu yıllarda bir de seyahat etmek, keşfetmek, yurt dışına çıkmak gibi çeşitli masraflı işler de çok olunca, kimileri yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Ben bunu da tecrübe ettim. Birkaç öğrenciye özel matematik, ingilizce dersleri verdim. Bu tecrübe ettiğim durumları sizinle birlikte inceleyelim. Üniversiteye başlarken öyle düşünüyorum ki herkesin hayaliyle örtüşen planları olmalı yakın ve uzun vadede. Benim vardı. Bazısını gerçekleştirdim, bazısını unuttum bile. Bu noktada özellikle üniversiteye yeni başlayacaklar için tecrübelerimden çıkardığım dersleri aktarmak istiyorum. Bu tecrübeler için çok para harcadım, bedava olarak meseleler.blog farkıyla sizlere sunuyorum.

Üniversitede Akademik Başarı / Ortalama Kasmalı mı?

Üniversiteye başlamadan önce derlerdi ki; ‘Lise son sınıftaki çalışma performansını yarı yarıya devam ettirsen çok yüksek ortalama yaparsın.’ Bu söze gerçekten inanıyorum. Çok disiplinli bir çalışma hayatına sahip üniversite hazırlık yılında kazanılan o çalışma alışkanlığı aslında devam ettirilmeli. Bunun içinde öncelikle ‘hele sınavı atlat sonrası rahat’ mantığından kurtulmak gerek. Üniversitenin kazanılmış bir tatil hakkı, bir gencin istediğini yapabileceği ara dönemi olarak kodlamak çok yanlış. Şahsen ben üniversiteye başlarken lisedeyken derslerin yoğunluğu sebebiyle yapamadığım ne kadar sosyal faaliyet varsa onların peşinden koştum. Bu da dengesiz bir seviyede olunca ilk yıl İngilizce hazırlığı istediğim ölçüde değerlendiremedim. Şunu tecrübe ettim ki üniversitenin ilk yılları ve bu önemli döneme nasıl başladığınız gerçekten çok önemli. Başlangıçta belirlediğiniz hedef için çalışma alışkanlığı kazanırsanız sonrasında birçok öğrencinin yaşadığı ilk yılların enkazını kaldırma stresinden kurtulursunuz.

Üniversiteye başlarken çap yapmak hedefiniz varsa bunun şartlarına ilk yıldan hazır olmalısınız. Üniversite sonrası akademik hayat düşünüyorsanız daha ilk yıldan hem kendi üniversitenizden hem de farklı üniversitelerden hocalarla diyalog geliştirmek gerek. Yurt dışında bir kariyer hedefliyorsanız ilk yıldan dil eğitiminize yatırım yapmalısınız. Sadece mezun olup alanınızda çalışmaksa hedefiniz yine ilk yıldan işi sıkı tutmak gerekecek. Kısacası bu üniversiteye ve bölüme tatil yapmak için değil eğitim almak için geldiğinizi asla unutmayın. Dolayısıyla ortalamanızı ortalamanın üstünde tutmak sizi ön plana çıkaran bir etken olacak. Etrafta ortalamayı akademik hayat düşünmüyorsanız yüksek tutmak için çabalamanın gereksiz olduğuna dair söylentiler dolaşabilir ama bir şirkette çalışacak olsanız bile daha okul derslerinin sorumluluğunu alıp onu tatmin edici bir seviyeye getiremeyen kimselere de güven noktasında sıkıntılar çıkabilir. Ortalamayı en baştan yüksek tutmak adına diğer önemli husus da derslere katılım. Genelde koyulan katılım zorunluluğu sınırı psikolojik bir barajdır aslında. Bir dersin %70’ine katılmazsanız eğer o dersten zaten koparsınız. Bütünü anlamanız zor olacaktır. Derse katılmak demek derste orda bulunmaktan daha çok pürdikkat orda derse odaklanmaktır. Bunu başaran kişiler ders sonrası küçük bir tekrarla sınav dönemi çalışmaya bile ihtiyaç duymadan başarılı olabiliyor.

Özetle ‘nasıl başlarsan öyle gider.’ Sözü üniversite eğitimi için çok geçerli. Üniversiteyi yeni bir hayat dönemi ve yeni bir hayatın dönüm noktası olarak görmek gayet mümkün. Dolayısıyla bu dönemi en iyi şekilde değerlendirip bu dönemi bir sıçrama tahtası yapmak için iyi bir başlangıç yapmak şart. Bunun için de en başından hedeflerin belli olduğu, planların uygulanabilir bir şekilde hazırlandığı ve onlara şartları her zaman zorlayarak uyulduğu bir disiplin gerekiyor.

Üniversite Döneminde Sosyal Hayat Nasıl Kurgulanmalı? / Bu İşin Dengesi Var Mıdır?

Üniversite yılları, akademik gelişimin yanında sosyal anlamda da ciddi gelişmelerin kat edildiği bir dönemdir. Dolayısıyla akademik gelişim kadar sosyal gelişime de bu dönemde ağırlık verilmeli. Toplumumuzdaki sosyalleşme tabirinin çok farklı yorumlanış biçimi bu sosyal gelişim süreçlerini ve tarzlarını da çok etkiliyor. Sosyalleşmek, insani ilişkilerin işleyişiyle ilgili olduğu kadar bu ilişkilerin sağlıklı ilerleyişini ve insanların psikolojik olarak ilişkilerinden nasıl beslendiklerini de içine dahil eden bir kavramdır aslında. Bu açıdan düşünüldüğünde üniversite gençlerinin bazen yanlış yorumladığını düşündüğüm sosyalleşmek sadece arkadaş ortamlarında zaman harcamak adına nargile içmek, tavla oynamak, maç yapmak, masa oyunları oynamak ya da siyaset tartışmaktan ibaret değildir. Sosyalleşmek esas itibariyle diğer insanlara da katkı sunacak takım çalışmaları ortaya koymaktır bana göre. İnsanın varlığını ispat etmesine, kendi varlığını seyretmesine ve duygusal anlamda gelişmesine katkı sağlamayan bir sosyalleşme çabası çok zayıf ve ruhsuz kalacaktır. Dolayısıyla bu konuda sivil toplum kuruluşları en güzel sosyalleşme alanlarıdır. Elbette ki sadece kendisinden ibaret olmadığını savunduğum aktiviteler de sosyalleşmenin bir parçasıdır bunu da ayrıca belirtmek gerekir. Ancak üniversite hayatının öneminden hareketle bu zamanların kıymetinin farkına varıp en çok faydayı bizlere sağlayacak olan sosyalleşme biçimlerini tercih etmek daha akıllıca olacaktır.

Sosyal hayatı güçlendirmek, geliştirmek adına tercih edilmesi gereken bir alan olarak sivil toplum çalışmalarında bizzat tecrübe ederek gördüm ki insanı yorsa bile mutlu eden bir yanı var. Üniversite gençlerinin gönüllü olarak katkı sunmayı, insanlığa emek, zaman armağan etmeyi deneyimlemeleri ve öğrenmeleri için sivil toplum çalışmalarına aktif katılımlarını mutlaka tavsiye ediyorum. Özellikle ekip ruhunu, birlikte iş yapabilmeyi, çalışma yürütürken insani ilişkileri de yönetmeyi, proje planlamayı ve uygulamayı deneyimleyerek öğretmesi açısından çok faydalı. Tabi burada yine dikkat edilmesi gereken nokta önceliklerimizi iyi belirlemektir. Sivil toplumda işler ekip olarak yapıldığı için o ekibin bir parçası olarak akıştaki işleri bozmaktan çekinerek kendi önceliklerimizden feragat etmek zorunda kalabiliriz. Bunu bizzat yaşayan biri olarak bir üniversite öğrencisinin birinci önceliği akademik hayatıdır, ikinci sıraya dilerse sivil toplumu koyabilir. Ancak sıralamada herhangi bir sapma olursa ardı arkası kesilmeyen sarkmalar gelmeye devam eder. Bu işin dengesi; önceliklerin farkına varıp bu dönemde akademik hayatı öncelemek ve sosyal hayatı hemen onun peşine koymaktır. Bence bu en isabetli seçim olacaktır.

Üniversite Yıllarında Staj Nasıl Yapılmalı?

Üniversite yıllarındayken iş ortamlarını tecrübe edebilmek ve biyografide parlak başlıklar açabilmek adına staj önemli bir imkan. Genellikle herhangi bir ücret talep edilmeksizin öğrencinin tamamen iş öğrenme motivasyonuyla yaptığı 2-3 aylık şirketlerdeki çalışması diyebiliriz. Burada en önemli motivasyon bir şeyler öğrenmek olunca staj esnasında ne yapağınız önem arz ediyor. Diğer bir motivasyon biyografide staj yapılan kurumun ismini yazmak olduğu için de staj yapacağınız kurum da önem arz ediyor. Ancak maalesef tecrübe ettim ki büyük kurumların stajyer hakkında yerleşmiş uygulamaları var. Stajyere belge dosyalamak, evrak zımbalamak ve fotokopi çekmek gibi işler yaptırıyorlar. Önemli motivasyonun işe dünyasına dair bir şeyler öğrenmek olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla çok büyük kurumlardan daha çok ne iş yapacağınız önceden belli olan daha orta ölçekli şirketleri tercih edebilirsiniz. Özellikle start-up’lar staj yapmak için daha uygun yerler bana göre. Yeni büyüyen bir girişim oldukları için yapılacak çok iş vardır ve yaptığınız işin bir stajyer de olsanız etkisini görebilirsiniz. Bir şirketin büyüme süreçlerine şahitlik edebilirsiniz. Ayrıca Erasmus+ projesinin staj hareketliliğini de tecrübe etmiş biri olarak diyebilirim ki yurt dışında kurumlarda staj yapmak size geometrik olarak büyüyen katkılar sunacaktır.

Üniversitedeyken Kendi İşimi Kurup Hem Öğrenci Hem Ceo Olabilir Miyim?

Üniversite hayatı yukarıda bahsettiğimiz önemli işleri içinde barındıran bir dönem. Girişimcilikse başlı başına çok farklı tansiyonları olan karmaşık süreçleri barındıran bir alan. Üniversite hayatıyla girişimciliği buluşturup ikisini de başarılı bir şekilde devam ettirmekse hayli zor. Üniversite yıllarında birinci önceliğin akademik hayat olması gerekir demiştik ancak girişimci öğrenci olduğunuzda bu önem sırasındaki birinciliğe bazen işiniz el koyar. Çünkü bir kriz çıktığında eğer para kaybediyorsanız, uğruna saatlerinizi harcadığınız iş yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaysa, müşteriniz ısrarla sizi arıyorsa, çalışanınız çok önemli bir gelişmeden bahsediyorsa o an derslerinize odaklanmak ne yazık ki mümkün değil. Şahsen bunu denemiş biri olarak tavsiye etmiyorum. İki hayattan birinin tercih edilmesi gerekiyor. Üniversiteye ara vermek bir fikir olabilir eğer kişi girişiminin üzerine gitmek istiyorsa. Ya da girişimciliğe çok meraklıysanız üniversite yıllarındayken bu işin teorik kısmını çok iyi anlayıp yaz stajlarınızı bu alanda yapıp mezun olduğunuzda bu alana atılabilirsiniz.

Üniversite Yıllarında Part-Time Çalışmak

Üniversite yıllarında ‘derslerden kalan vakit’ diye bir kavram vardır. Bu vakit öyle bereketlidir ki birçok kişi baya iş sığdırır o vakte. Ben de sanırım o kimselerdenim. Derslerden kalan vakitte öğrencilerin tercih ettiği bir diğer çalışma ise part-time işler. Kimisi ailesine yük olmamak için kimisi birikim yapmak için kimisi bütçesini aşan harcamalarının borçlarını kapatmak için kimisi de daha çok harcama yapabilmek için tercih ediyor bunu. Ben de bir sebepten ötürü tercih ettim bir dönem. Özel dersler verdim lise öğrencilerine. Tabi iş part-time olunca birçok çalışan arkadaşımın tecrübesinden dinlediğime göre zaten pek de iyi olmayan çalışma şartlarının çok daha altında öğrencileri istihdam edebiliyorlar. Bu noktada part-time çalışmanın bireysel finansal yönetim açısından katkıları, elde edilen geliri eğitim harcamalarında değerlendirmenin katkıları, gerçek hayatı iş ortamında gözlemlemenin katkıları gibi sebeplerle part-time çalışmayı üniversite hayatında tavsiye edebilirim. Yine dikkat edilmesi gereken husus, öncelikler. Niçin çalıştığını ve çalışırken nelerden fedakarlık yaptığını öğrencilerin iyi muhasebe etmesi gerekir. Bazen görüyorum ki iyi bir eğitim alacakken eğitimini yarıda bırakıp öğrenciler çalıştığı kafede/restoranda tam zamanlı çalışanlara dönüşmüşler. Burada da yine dengenin iyi ayarlanması gerekiyor.

Üniversite Hayatını Tasarlamak

Yaşadığımız hayat bizim, kararlarımızın sorumluları yine bizleriz ve onların sonuçlarıyla mücadele edecek de mutlu olacak da yine yine bizleriz. Hayat kendi içinde birçok dönemlere, kırılımlara sahiptir aslında. Üniversite bu dönemlerin ya da kırılımların genelde en sık olduğu hayat evresi. Bu dönemi bir dönüm noktası olarak görmek bence kesinlikle mantıklı ve bu dönüm noktasına son derece gayretli hazırlandığımız gibi bu dönemi en iyi şekilde değerlendirmek adına da çaba harcamak gerekiyor. Üniversite nasıl okunmalı? Üniversite hayatı nasıl değerlendirilmeli? Üzerine tecrübeler dinlenilmeli ve bu üniversite hayatını bir geçiş süreci olarak öğrencinin başından sonuna tasarlayıp onu uygulamak adına çaba göstermesi gerekiyor. Hayatımızın akışının farkına varmak için onun tasarımına daha fazla odaklanmalıyız.


Show CommentsClose Comments

Leave a comment