Hayatımızda bir defa da olsa muhakkak rastlamışızdır. Aslında şöyle biraz daha fazla düşününce yakın zamanda çevremizdekilerin ya da kendimizin tecrübe ettiğini fark edebiliriz. Neden mi bahsediyorum? Bir insanın başına geldiğinde onu yıkan ya da onun umutlarını darmadağın eden bir olay başka bir insanın başına geldiğinde aynı etkiyi yapmamıştır. Bu ikinci kişi, hayatına kaldığı yerden devam etmiş, biraz zorluk yaşasa da tökezleyip düşmemiştir. Biz de tüm bu sürece şahitlik etmişizdir. Bir örnekle bu durumu daha keskin hatlarla sunayım isterseniz: 

Bir arkadaşınız, mezun olduktan sonra ilk işine girmek için harıl harıl başvuru yapıyordur. Başarılı sayılacak bir üniversite hayatı geçirmiş, kendisini geliştirmiştir. Tüm çabalarının meyvesini sonunda almak için yaptığı iş başvurularından birkaçından mülakat için dönüş almıştır. Hevesle bu mülakatlara gitmiş, ancak mülakatlar çok iyi geçmesine ve şirketin ihtiyacına cevap verecek niteliklere en çok sahip olan insanlardan biri olduğunu bilmesine rağmen bu mülakatlardan eli boş dönmüştür. Sonra kısa bir araştırma yaptıktan sonra öğrenmiştir ki o başvuru pozisyonların çoğuna içeriden CV veren ve bilmem ne müdürünün yeğeni olan adaylar girmiştir. Hem de onun yetenek ve bilgi birikiminin yarısına bile sahip olmadıkları halde! Bu durum sonucunda bu arkadaşınız önce kendisini sorgulamaya başlar. Yeterli olup olmadığı konusunda şüpheye düşer, geniş çevresi olmadığı için sitem eder, sonra bu bozuk sisteme söver ve uzun bir dönem sürecek bir depresyona girer. Neredeyse hiç ümit görmüyordur. Dünyası başına yıkılmıştır. Bir şekilde arkadaşınızı teselli etmek için bu uzun umutsuzluk döneminde elinizden gelen desteği ona sunarsınız. Bu sürenin ardından hayatın gerçeklerinin bilincine vardığını düşünen arkadaşınız, hayalindeki ve iyi olduğu alanda çalışmaktan vazgeçer ve kamu sınavına başvurarak uzmanlık alanıyla ilgili olmayan bir kamu pozisyonuna girip hayatını devam ettirir.

Bu olaylar olup biterken farklı bir arkadaşınızın da aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu görürsünüz. O da çok başarılı ve verimli bir üniversite hayatı geçirmiş, kendisini donatmış da donatmış ve sonrasında ilk işine girmek için başvurular yapmaya başlamıştır. Zaman geçtikçe ilk olarak bahsettiğimiz arkadaşınızla aynı tecrübeleri yaşadığını fark edersiniz ve aynı depresyon ve umutsuzluk durumlarıyla boğuşacağından neredeyse eminsinizdir. Girdiği mülakatlardan bir bir eli boş dönen arkadaşınıza baktığınızda bir sonraki günkü mülakat için sanki ilk defa mülakata gidercesine hazırlandığını görürsünüz. “Tüm bu yaşadıklarını içine atıyor, biraz teselli edeyim dostu olarak” diye düşünerek, “üzülme dostum, bizim ülkede hep böyle oluyor” türünden sözlerle onu teselli etmeye çalışırsınız. O ise size boş gözlerle bakıp “benim gitmem lazım, yarınki mülakat erkenden olacak, erken yatayım” der ve yanınızdan ayrılır. O mülakattan ve sonraki mülakatlardan da işi almadan döner ve siz onun bu çelik gibi psikolojisine artık sabredemezsiniz ve ona “kardeşim, olmuyor daha ne kadar zorlayacaksın? Girsene farklı alanda bir işe, iyi bir maaşla başlar da rahat edersin”. O ise size geçen baktığı gibi boş gözlerle bakıp ” Olmuyor diye bir şey yok olacak. Her yerde haksızlık var diye yılacak mıyım?” diye cevap verir. 

Aynı tecrübeyi ve zorlukları yaşamış bu iki arkadaşınızın yaşadıkları zorluklara tepkisi bambaşkadır. Bir süre sonra(uzun bir süre de olsa), ikinci arkadaşınız istediği işe sonunda kabul edilir ve iyi olduğu alanda yükselmeye başlar. Diğer arkadaşınıza baktığınızda ise o eski hayallerinden ve hedeflerinden esame yoktur.

Aynı zorluklarla boğuşmuş bu iki arkadaşınızın hayatlarının farklı yönlere gitmesinin sebebi farklı olan bakış açıları ve zihniyetleridir. Olaylara, zorluklara ve sorunlara bambaşka perspektiflerden bakıp bu zorluklara farklı tepkiler verdiler. Biri bu sorunların yanından geçip gitmeyi, biri de üstesinden gelmeyi seçti. Hangisinin doğru olduğu, sizin bakış açınıza göre değişir. Ben ikinci bakış açısına sahip olanların hayatta gözüne kestirdikleri yerlere daha fazla oranda gelebileceğini düşünenlerdenim. Bu ikinci bakış açısına sahip olanlar çelik gibi iradeye ve sabra sahip olan kavgacı, benim tabirimle “Su Gibi Olan” insanlardır. Peki bu insanlar, nasıl tüm zorluklara ve haksızlıklara rağmen kendi yollarından gitmeyi seçip sonunda hedeflerine varıyorlar? Çevreme, iş dünyasına ve tarihe baktığımda gördüğüm bu profildeki insanlarda olan birkaç ortak özellikten bahsederek hedeflerine bir şekilde varan bu “Su Gibi Olan” insanların neden başarılı olduğunu daha iyi anlamak ve anlatmak istiyorum.

1-)Kendilerine Tanırlar 

Kendini tanıma konusunun podcast bölümümüzde konuştuğumuzda da ne kadar çetrefilli ve insanlık tarihinin var oluşuna eş bir tarihe sahip olduğunu ifade etmiştik. Birer insan olarak hayat yolculuğumuz, aslında bu kendini tanıma hedefine ulaşma gayretinin kendisinden ibaret. Ancak yetişme çağlarından itibaren insanın iyi ve kötü özelliklerini, güçlü ve zayıf yanlarını, kaygı ve korkularını, mutluluk ve motivasyon kaynaklarını keşfetmesi gerekir. Tüm bu özelliklerimizin ürünü olan şahsiyetimizin de bilincinde olarak hayatımızı inşa edecek adımları atmamız gereklidir. Neyi yapıp neyi yapamayacağını bilen, hayatta kendisini hangi adımların mutlu edeceğini bilen insanlar “Su Gibi Olmak” hedefine giden ilk adımı atmış olurlar. Bahsettiğimiz bu Su Gibi Olan insanlar, kendilerinin yüksek ölçüde farkında olarak hedeflerini ve hayatlarını şahsiyetleri etrafında inşa ederler. İstemedikleri bir mesleği sırf çevresindekileri mutlu etmek için yapmazlar, başkalarına hoş görünmek için olmadıkları bir insanın profilinde davranmazlar. Neyse odurlar. 

2-) Kendilerine Tam Bir Güven ve Saygı Duyarlar

Her birimiz eksik ve fazlalıklarımızla, hayallerimizle, düşüncelerimizle ve değerlerimizle birer şahsiyete sahibiz. Kimimiz bu kişiliğimiz ve bizi inşa eden özelliklerimize sahip çıkar, kimimiz de sürekli bunlar hakkında şikayet eder. İkinci grupta olanlar daha fazla havalı ve kabul edilebilir biri olmak adına değiştirebileceği özelliklerini törpüler, gizler ya da değiştirir. Daha makul bir insandırlar artık ve insanlar onları daha çok sever ve sayarlar. Bu sevgi ve saygıya ihtiyaç duyarlar çünkü kendilerini yeterince sevmiyor ve saymıyorlardır. Doğru olduğunu bildikleri değerleri savunup tepki almaktan çekindikleri için bu değerleri belirtmez, yerine başkalarını mutlu edecek sözleri söylerler. Kendimize güvenmezler, bu sebeple bu güveni dışarıdan almak için başkalarına yanaşırlar böylelikle. 

Oysa Su Gibi Olan insanlar, böyle bir yaşayışa ihtiyaç duymazlar. Sırf daha fazla itibar,sevgi, güven ve saygı görmek adına şahsiyetlerinin sağını solunu törpülemez, başkaları beğenmiyor diye hayallerinden vazgeçmez, başkaları öyle düşünmüyor diye düşüncelerini değiştirmezler. Onlar -gelişime ve öğrenmeye açık olmak kaydıyla- başkalarından gelecek eleştiri, ötekileştirme ve yuhalamalara yanıt vermeye tenezzül etmezler. Bildikleri yolda, istedikleri hedefe gitmek için karınca sabrıyla çalışır ve çalışma gayretlerine herhangi bir hayal kırıklığı ya da haksızlığın gölge düşürmesine fırsat vermezler. Başkalarının “asla olmaz” dediklerinin peşinden, içlerinden “olur,olur” deyip var güçleriyle giderler. Varlıklarını tamamlamak için herhangi bir onay alma dürtüsüne sahip değillerdir. Kendilerini onayladıkları müddetçe doğru yoldadırlar. Başkalarının önemli gördüğü, ancak kendilerinin önemli görmediği detaylar ve durumlar önemli değildir. Çünkü Su Gibi Olan insanlar, kendilerine tam bir sevgi, güven ve saygı duyarlar. 

3-)Hayatın Kurallarını Bilirler 

Su Gibi Olan insanlara hayat bize göre daha fazla iltimas geçmez. Onlar da diğerlerinin karşılaştığı saldırı, haksızlık, baskı ve eleştirilere maruz kalırlar; hatta bildikleri yoldan gittikleri için diğer insanların daha zorlarını tecrübe ederler. Bu insanlar, çıktıkları hayat yolunda karşılaşacakları zorlukların farkındadırlar ve bu yanlış bir temele inşa edilmiş hayat kavgasının kurallarını da en iyi bilenlerdendirler. Hayallerine ve hedeflerine ulaşmak için önlerine çıkan haksızlık ve zorluklarla baş edip, bazen onları önemli dahi görmeyip devam ederler. Bu, onların hayatı kolay gördüklerinden değildir. Su Gibi Olan insanlar, hayatın ne kadar zor olduğunu ve haksızlık ve adaletsizliklerin bu hayatın temel kuralları olduğunu bilip zamanı gelince bu kuralların getirdiği zorlukları aşmayı bilirler. Bu profildeki insanlar, hedeflerine ulaşmak için yürüdükleri yolda gereken fedakarca çalışmayı da ortaya koyarlar. On kez de torpil yüzünden mülakatlardan elenseler, on birinci için aynı azimle çalışıp hazırlanırlar. 

4-)Kendi Başlarına Ayakta ve Hayatta Kalmayı Bilirler 

Daha önce de bahsettiğim gibi, Su Gibi Olan insanlar, varlıklarını tamamlamak için başkalarının onaylarına ve varlıklarına ihtiyaç duymazlar. Yalnız kalacaklarını bilseler de hedeflerini takip etmeye devam ederler, çünkü onların yalnızlık ile sorunları yoktur. Kimsenin ve hiçbir şeyin gürültüsü olmadan sadece zihinleri ve şahsiyetleriyle baş başa kalıp yaşayabilir ve bundan keyif alabilirler. Su Gibi Olan insanlar hayatın, özünde yalnız verilen kavga olduğunu bilirler ve iç dünyalarına başkalarının istek ve beklentilerini sokmazlar. Kendi hayatlarının sorumluluğunu ve dertlerini kendilerinin sırtlamaları gerektiğini bilirler. İstek ve hayallerinin peşinden giderken bu yolun getirdiği bedelleri de ödemeye hazır olurlar, ödeyince de ağlayıp sızlanmazlar.  Bir gün ya da bir an herkesin yalnız kalıp yalnız savaşacağını bildikleri için o ana hazırlıklı olanlardandırlar. Hayatın savaş meydanında tek başına ayakta kalmak için gereken donanımı ve zihniyeti zaman içinde kazanırlar. Su Gibi Olan insanlar, hayat onlara sille vurmadan gönüllü olarak hizaya geçmesini bilirler. 

David McEachan adlı kişinin Pexels’daki fotoğrafı

Tüm bu anlattıklarımla peygamberleri ya da mükemmel insanları tasvir etmiyorum. Hayat kavgasında bir insan olarak kendi şahsiyetini tanıyıp şahsiyetiyle var olmaktan gurur duyan, “elalem ne der?” diyerek hayatını diğer insanların isteklerine göre inşa etmeyen, küçük ya da büyük fark etmeksizin hedeflerinin peşinde fedakarca çalışan insanlardan bahsediyorum. Yeterince yakından bakar, yeterince zihin yorarsanız daha önce hiç bakmadığınız yerlerde dahi Su Gibi Olan insanları görebilirsiniz. Belki de siz, bir bakıma Su Gibi Olan bir insansınız ama farkında değilsiniz. Bu insanlardan alacak çok ders var. Bu dersleri alarak, en küçük detayda dahi bir böyle bir hikmet görerek hayat kavganızda su gibi olan, her koşulda yolunu bulacak insanlardan olabilirsiniz. 

Başkalarının sizinle ilgili ne dediğine ve neye önem verdiğine bakmayın. Siz önemsemiyorsanız, önemli değildir.   

Show CommentsClose Comments

Leave a comment