Çok uzun süredir dünyanın doğusundaki medeniyetlerin ve ülkelerin tarihsel yolculuklarına ve gelişim hikayelerine ilgi duyuyorum. Özellikle yakın tarihte büyük mesafeler kat etmiş ve toplumsal gelişmeler ortaya koymuş birkaç Asya ülkesi bugün Asya kıtasındaki ve dünyanın geri kalanındaki gelişmekte olan ülkelere birer model ülke olma rolü üstlenmiş durumda. Potansiyeli yüksek, stratejik ham kaynaklara sahip gelişmekte olan ülkelerden biri olan Türkiye’de de yıllardır “Biz Neden Kore Olamıyoruz?” ya da “Japonya gibi neden ülkemizi kalkındıramıyoruz?” sorularını memleket meseleleri üzerine yapılan muhabbetlerde sorup sorup duruyoruz. Gerek milli eğitimlerinin kaliteleriyle, gerek kısa zamanda ortaya koydukları toplumsal ve ülkesel kalkınma başarılarıyla bize örnek olan bu Asya ülkeleri içinde bir ülke var ki henüz geniş çevrelerce pek bilinmemekte ve klişe muhabbetlerin konusu haline henüz gelmemiş durumda. Bu ülke, Malezya ve Endonezya’nın hemen yanı başında olan, Asya-Pasifik bölgesinde stratejik bir lokasyonda kurulmuş ve bağımsızlığını kazanalı 60 yıl dahi olmamış, İstanbul’un yedide biri büyüklüğünde olup dünyanın en gelişmiş ülkelerinin arasına girebilmiş küçücük bir ülke: Singapur

Araştırmalarım ve okumalarımda birçok defa karşıma çıkmış, izlediğim belgesellerde de kültürüne dair birkaç genel nitelikte bilgiye rastladığım Singapur, gelecek rotamdaki sıradaki yurt dışı durağımı belirlerken de fırsatlarıyla önüme çıktıktan sonra üzerine detaylı araştırmaya giriştiğim bir ülke oldu (Belirtmekte fayda var, bir sonraki durağım Singapur değil, o ama iki sonraki durağım neden olmasın? 🙂 ). Singapur özelinde daha detaylı araştırma yapmaya ve ülke ile ilgili bulabildiğim makale, rapor, blog yazısı, video ya da belgeselleri büyük bir iştahla tüketmeye devam ederken sürekli yepyeni bir bilgi ve beni şaşırtacak bir ayrıntı ile karşılaşıyordum. Bu araştırmayı biraz daha sistematik ve bir plan dahilinde yapmak için bir “Singapur Dosyası” hazırlamak isteği içimde oluştu. Sadece Meseleler Blog’ da yayınlamayı düşündüğümüz bu “Singapur Dosyası” ile Türkiye’de eksik olan bir içeriği de tamamlamak niyetindeyim. Hep Kore, hep Japonya’yı konuştuk, biraz da Singapur’u kahvehane muhabbetlerinin mezesi yapalım, fena mı olur?

Photo by chuttersnap on Unsplash

İşin şakası bir yana, yazdığım yazılarda ve yaptığım konuşmalarda uzun bir süre yaşadığım  Kore’ye dair tecrübelerimi ve önemli detayları paylaşmaya gayret ediyorum. Birçok açıdan benzer olan Kore ve Türkiye arasındaki ortak noktalar ve karakteristik özellikler üzerine ilk kaynaktan bilgi vermek elbette yararlı olacaktı. Ancak, Singapur üzerine eğilme amacım, “Türkiye, neden Singapur olamıyor?” ya da “Singapur gibi olalım!” soru ve temennilerini ortaya atmak değil. Hatta, bu dosyayı hazırlama aşamalarının en başındayken savunduğum argüman çok net biçimde belli: Türkiye, Singapur olamaz. Bu argümanımın temelinde yatan sebep, Türkiye’nin daha kötü bir ülke olduğunu veya gelişmeye dair umudunun olmadığını düşünmem değil, sadece bambaşka iki ülke arasında böyle bir mantık kurmanın çok çiğ kalacağını düşünmem. Kore ve Japonya örneklerinde de olduğu gibi, “Türkiye, neden X ülkesi olamıyor?” sorusu ve yaklaşımı, sahip olunacak en yanlış mantıksal yaklaşım. Ancak bu tartışma, başka bir yazının konusu. 

Singapur’un hikayesini kapsamlı biçimde aktarmamın bir amacı var olan bir içerik eksikliği tamamlamak olmakla birlikte diğer bir amacı da gençlerin ve araştıran insanların farklı bir kalkınma ve başarı hikayesini görmekle bakış açılarını genişletmelerine bir katkıda bulunmak.

Bahsettiğim gibi, Türkiye’de Singapur özelinde çok fazla araştırma yapılmamış olduğunu ve içeriklerin içi boş gazetelerin sitelerindeki tık tuzağı haberlerle sınırlı olduğunu görüyoruz. Toplumumuzun çoğunluğunun 2015 yılında PISA Eğitim Kalitesi sıralamasında açık ara birinci olmasıyla tanıdığı Singapur üzerine araştırma yaparak daha derine indiğinizde eğitime ek olarak birçok farklı alanda ilginç başarılar ortaya koyduğunu görebilirsiniz.

İstanbul’ un yedide biri yüzölçümüne sahip Singapur, 6 milyonluk nüfusuyla dünyanın en gelişmiş ve en yüksek refaha sahip ülkelerinden biri olmayı 60 yıldan daha kısa bir sürede başarmış bir ülke. Kişi başına düşen milli gelirin(GSYH) 64 bin dolar olduğu Singapur(merak edenler için Türkiye’ ninki 9 bin dolar), bugün dünyanın en büyük dünyanın en büyük finans merkezlerinden, en merkezi ulaşım lokasyonlarından ve en önemli ticaret limanlarından birisi konumunda. Birçok otoriteye göre dünyanın en iyi havalimanına(Changi Airport) ve en iyi havayolu şirketine (Singapore Airlines) sahip Singapur, birçok çok uluslu şirkete de ev sahipliği yapmakta. Her 10 kişiden 9’unun oturduğu eve sahip olduğu ülkede her 6 kişiden birisi milyoner. Singapur’un başarıları bununla sınırlı değil: Biyomedikal teknolojileri, yüksek teknoloji, petrol rafineri teknolojileri gibi alanlarda da dünyanın sayılı merkezlerden birisi.  İnovatif şehirleşme, dikey tarım ve akıllı şehirleşme hamleleriyle de “Geleceğin Şehrini” inşa etmeye çalışan Singapur, bugün yüzünü her boyutuyla geleceğe dönebilmiş başarılı bir ülke. 

Son olarak, Singapur tüm bu kalkınma hamlelerini “Yolsuzluğa Sıfır Tolerans” mantalitesiyle başarmış. Bir araştırmaya göre Singapur, dünyanın ise en az yolsuzluğun olduğu ülkeler sıralamasında Asyada 1., dünyada ise 4. konumda.(Straits Times, 2020).

Tüm bu ilginç başarılarıyla ve özellikleriyle Singapur, incelenmeyi ve anlatılmayı hak ediyor. Bu yazı dosyasında, neden Singapur’un bir strateji harikası olduğunuSingapur ekonomisiniSingapur’ un toplum ve kültürünüeğitim sistemini ve gelecek odaklılığını detaylıca ele alacağım. Tüm bu detaylı analizler ışığında Singapur’un hikayesinden ne gibi dersler alınabileceğini tartışacağım. Ama sorumuzu “Nasıl Singapur Oluruz?” şeklinde değil, “Singapur’dan Ne Öğrenebiliriz?” şeklinde soracağım. 

Elina Sazonova adlı kişinin Pexels’daki fotoğrafı

Meseleler Blog için özel hazırlanan Singapur Dosyasını, gelecek zamanlarda Meseleler Blog’ dan okuyabileceksiniz. 

Umarım, bu dosya amacına ulaşır ve daha fazla insan Singapur’un hikayesinden ilham alır. 

Referanslar: 

Show CommentsClose Comments

Leave a comment