“Para ile mutluluk olur mu?” gibi bir klişe bir soru, eminim hepimize yüzlerce kez sorulmuştur. Doğrudan sorulmasa dahi hayatta yaptığımız tercihlerin ve attığımız adımlarından ardından bu sorunun farklı versiyonları bize yöneltilmiştir ya da biz kendimize aynanın karşısında sormuşuzdur. Benim aklımı en çok karıştıran ve bir türlü anlamlandıramadığım husus neden bu soruya herkes için geçerli olacak bir evet ya da hayır cevabı arıyor olmamız. 

Arkadaş ortamlarında bu soru ortaya atıldığında peşinden gelen bir “kime göre neye göre?” karşı sorusu işi iyice içinden çıkılamaz bir hale getirir çünkü bu sefer mutluluğu tanımlama meselesi ortamdaki muhabbetin merkezine yerleşir. Bu sefer mutluluğun ne demek olduğu, uzun vadeli mi yoksa anlık mı olduğu ve mutluluğun tek başına ne kadar göreceli olduğu gibi felsefi konulara dalınır ve herkesin üzerinde mutabık olduğu bir cevap bulunamaz. Zaten evet ya da hayır diye bir cevap aradığımız için 2 renk opsiyonuna sahip bir ürün seçmekten farksız bir hale gelir bu mutluluk-satın alma ilişkisinin çözülme meselesi. 

Anlamlandıramadığım noktanın biraz daha eşelenmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü biz insanlar olarak her varlığı bizim için tanıdık bir forma ve kalıba dökme ihtiyacı duyuyoruz. Bu yüzden mutluluğu bize daha tanıdık gelen anlık duygu durumlarına ya da ömür boyu sürecek bir anlam arayışı olan hayatın kendisine benzetiyoruz. 

Photo by Morning Brew on Unsplash

Bence bu ihtiyaç doğrultusunda bir davranış sergilemek, yani mutluluğu bir kalıba dökmeye çalışmak anlamlı bir sonuç vermeyecektir. Mutluluğu nasıl tanımladığınız bir noktada size kalmış bir durum ve para ya da satın almanın mutluluğu getirmesi de bu bağlamda bence kişiden kişiye değişir. 

Satın almanın bazı insanları mutlu ettiği su götürmez bir gerçek. Bunun uzun vadede mi yoksa anlık mı olduğunu tartışmadan bu gerçeği söyleyebiliriz çünkü çok temel bir gerçek var: eksiklik duyulan bir şeyin giderilmesi/tamamlanması insanı mutlu edecektir. Bu açıdan söz gelimi eksikliğini hissettiğiniz bir elektronik cihazı aldığınızda ihtiyacınızı tamamlar ve hayatınızı bir nebze de olsun yoluna koymuş olursunuz. Ya da sahip olduklarınızla tatminsizlik yaşıyorsanız daha güzelini aldığınızda, daha güzel bir yemek yediğinizde tatmin oluyorsunuz ve bu sizi mutlu ediyor.

Tam bu noktada satın almayla mutlu olunamayacağını düşünen insanlar şu argümanı sunuyor: insanlar ihtiyaç duyduklarını düşündükleri unsurlara gerçekten ihtiyaçları yok.” Bu düşüncenin eksik kaldığı bir gerçek var ki ihtiyacın tanımı da bireylere özeldir. Eğer ihtiyaçtan kastımız temel insani ihtiyaçlarsa yemek, barınmak ve üremek dışında kalan her şey ihtiyaç tanımının dışındadır. Bu hem ihtiyaç kavramına çiğ bir bakışı ifade eder hem de mutluluğun kaynağı temel ihtiyaçları gidermekten ibaret değildir. Bu nedenle, ihtiyaç kavramı da mutluluğun kaynağı olan ihtiyaçlar da görecelidir. 

Satın almanın ve maddi varlıkların insanı mutlu etmeyeceği görüşünün dayandığı bir diğer varsayım maddiyatla gelecek mutluluğun anlık bir mahiyette olduğudur; ki bu da mutluluğa karşı bakış açısında bir eksiklik olduğunu göstermektedir. Satın alma eylemi anlık olsa da bir satın alma eylemleri bütünü; yani sizin yıllar içinde ihtiyacınızın olduğunu ya da sizi tatmin edeceğini düşündüğünüz unsurları satın alarak eksikliğinizi gidermeniz kısa süreli mutlulukların yıllar boyunca yaşanması anlamına gelir. Elbette satın almanın insanlara devamlı bir mutluluk sağlayacağını düşünemeyiz, ama hayatımızdaki tüm eylem ve varlıklardan böyle bir katkıyı bekleyemeyiz değil mi? Yani mutluluk, tek bir eylem ya da varlığın bir sonucu mudur? Yalnızca satın almaktan, paradan mı mutluluğu bekliyoruz? 

Hayır. Mutluluk, anlık ruh hali olarak tanımlandığında o anı oluşturan sayısız durum ve gerçeğin bir toplamı, uzun vadeli bir his olarak tanımlandığında da insanın yaşam ve tecrübe bakiyesinin de dahil olduğu karmaşık ve önceden belirlenemez bir formülün sonucudur. Yani, tek başına maddiyattan mutluluğu sağlamasını beklemek abes kaçacaktır. Satın almaktan ve sahip olmaktan ancak eksiklikleri tamamlayıp tatmin sağladığı ölçüde mutluluğa katkı sağlaması beklenebilir. 

Photo by Clay Banks on Unsplash

Bu bakış açısını benimsediğimizde ulaşacağımız sonuç da şu olur: satın almak, olduğunda tek başına mutluluğun garantisi değildir; ama olmadığında eksikliklerin ve mutsuzluğu garanti eder. 

Tekrar belirtmekte fayda var: ihtiyaçlar da göreceli olduğundan eksikliğin boyut ve mahiyeti kişiden kişiye değişir.  

Satın almaktan, paradan ve maddi varlıklardan mutluluğun tek kaynağı olmasını bekleyemeyeceğimizi anladık. Peki satın aldıklarımızdan ve materyallerden başka neyi beklemeyemeyiz? 

Öncelikle, satın aldıklarımızdan bizim varlığımızı, ruhumuzu ve manevi eksikliklerimizi bütünüyle tamamlamasını beklememeliyiz. Çünkü insanın varlığı; karakteri, değerleri ve hayattaki görevlerinden oluşan soyut bir kimliği ifade eder, bu sebeple somut olan maddiyatın soyut olan bu kimliği tamamlaması mümkün değildir. Bu gerçeğin tüm insanlar için geçerli olduğunu savunabilir çünkü, insanın özü göreceli değildir. Hepimiz en nihayetinde aynı köklere sahip canlı türleriyiz. 

Photo by rupixen.com on Unsplash

Eşyalar ve satın aldığımız varlıklar hayatımızda çok önemli noksanlıkları gidererek ve bazen de eksiklikten kaynaklanan öz güven eksikliği gibi olumsuz duygu durumlarını ortadan kaldırarak mutlu olmamıza katkıda bulunurlar ve bu katkının önemi tartışılamaz. Sahip olmak; sosyal düzende, aile yapısında ve bireysel hayatlarımızda ayakta kalıp refaha, böylelikle de mutluluğa ulaşmamızı mümkün kılarlar. 

“Mutlu olmak ve sahip olmak üzerine düşünüş” olarak adlandırabileceğimiz bu yazıda ulaştığımız sonuç şöyle özetlenebilir: 

Sahip olmak, tek başına varlığın ve mutluluğun kaynağı değil. Hiçbir şeyin öyle olmadığı gibi. 


Tüketimcilik üzerine konuştuğumuz “Sahibim O Halde Varım” adlı podcast bölümümüzü dinleyin.

https://www.youtube.com/channel/UCV_zE3G4-8oXv1KMAY1y6Aw

Show CommentsClose Comments

Leave a comment