Fenomen kelimesi Fransızcada kullanılmakta olup Fransızcaya da Eski Yunanca’da ‘görünmek, aydınlanmak’ anlamına gelen ‘phaino’ fiilinden türeyerek geçmiştir. Fenomen kelimesi ayrıca felsefede çok sık kullanılan üzerine farklı görüşler ortaya atılan bir kavram olmuştur. Nitekim Kant, duyularla algılayamadığımız mutlak gerçeği ifade ettiğini söylediği numen kelimesinin karşıtı olarak fenomeni kullanmıştır. Edmund Husserl ise mutlak gerçeklik meselesi hakkında farklı düşünmüş ve fenomen kavramı ile algısal ve duyusal dünyanın aksini değil nesnelerin ve görülen şeylerin özünü kast etmiştir. Yani bir bakıma görülen somut nesneleri mutlak gerçekliğin özü olarak işaret etmiştir Kant’ın aksine. Gelelim yazımızın konusu olan sosyal medya fenomenliğinin bu açıklamalarla nasıl bir bağlantısı var onu anlatmaya.

Sosyal medya fenomenliği insanların kendilerinde bulunan bir özelliği başka insanların beğenilerini toplamasıyla başlıyor en temelde. Yani aslında yazının başında fenomen kavramının tanımında olduğu gibi bir şeylerin görünmesi ya da gösterilmesi ile başlıyor. İnsanlar görmekten zevk aldıkları farklı insanları izliyor, onların sınırlarını keşfediyor ya da oturdukları yerden o kişilerin deneyimlerine dahil oluyorlar. Aslında bu empati yeteneğimizin bir zaman sonra bizde istenç oluşturmasıyla ilgili. Yani izlediğimiz bir fenomenin deneyimi esnasında kendimizi onun yerine koyar ve ona göre tepkiler düşünürüz içimizde. O kişi bizim tepkilerimize yakın davranışlar sergilese de sergilemese de bir defa o empatiyi yaptığımız zaman artık daha fazla olay için bunu yapmak üzere isteğimiz gelişecektir. Diğer bir tip ise estetiği ile ön plana çıkan fenomenler. Burdaki motivasyonun çok farklı kaynakları var ama en temelde insanın estetik algısını belirleyen simetrik açıdan mükemmelliğe olan ilgisi, somut olarak gördüğü kişi üzerinden bazı hayaller kurabilmesi, toplumun genel geçer güzellik algısına hitap eden bir görüntünün olması ve iyi bir estetiğe sahip insanlara bakmanın beyinde salgıladığı mutluluk hormonları. Bunlara ek olarak bir fenomen tipi de merak etme ve öğrenme ihtiyacımıza hitap ederek oluşturduğu içeriklerle dikkatimizi çekebiliyor. Bu durumda fenomenleri insanları deneyimlerine şahit kılarak dikkat çekenler, estetik açıdan dikkat çekenler ve merak, öğrenme duygularına cevap verecek içeriklerle dikkat çekenler olarak 3 tipte ele alabiliriz. Fenomenleri ortaya çıkaran insanların motivasyonlarından kısaca bahsetmiş olduktan sonra esas fenomenlerin motivasyonları ve onların psikolojik durumları hakkında yazıyı devam ettirmek istiyorum.

İngiltere’de yayımlanan The Sun gazetesinde yer alan bir araştırma haberine göre, 6 ila 17 yaş arası çocukların yüzde 75’i YouTuber olmak istiyor. Z ve Y kuşağını temsil eden bu araştırmaya göre çocukların 4’te 3’ü YouTuber olmak, 4’te 1’i blogger, 6’da 1’i pop/film yıldızı, 9’da 1’i doktor/hemşire, 15’te 1’i avukat olmak istediğini belirtiyor.

Hiç şüphesiz bu araştırma Türkiye’de de yapıldığında çok benzer sonuçlar çıkacaktır. Çocuklar Türkiye’deki ekonomik durumun farkında olduklarından böylesine çok para ve getirisi olduğu aşikarca pazarlanan meslekleri seçmeyi daha fazla bile isteyebilirler. Bu eğilimin oluşmasında ise sosyal medya fenomenliğinin cazibesi en etken sebep olarak çıkıyor karşımıza. Sosyal medya fenomenliğinin cazibesi ise sürekli hayatın iyi yönlerini paylaşarak insanlarda hayranlık uyandıracak onların sürekli ‘like’larını alacak ve binlerce insan tarafından takip edilecek bir karakter haline dönüşmenin mümkün olması. Ayrıca izlerken sevdiğimiz işleri bizzat kendimiz yapıyor ve bunu kayda alıyor olacağız. Tüm bu cazip yanlarına ek olarak en önemli motivasyonsa eğlenceli ve kolay görünen bir iş yaparak yüksek miktarlarda paralar kazanmak. Bugün sosyal medya fenomenleri ve influencerlar üzerinden hatırlı pazarlama diye tabir edilen pazarlama yöntemini kullanmaları sebebiyle şirketlerin çok ciddi bütçelerde pazarlama ve reklam bütçeleri oluşmuş durumda. Bu yöntemin getirilerinin yüksek olduğu tecrübe edildikçe de ilgi daha çok artıyor bu alana. Bir sosyal medya fenomeni bir ürünün tanıtımını yaparken onu kullanması ya da o üründen bahsetmesi hayranlarında o ürüne karşı birçok reklam kampanyasından daha çok ilgi uyandırıyor. Böylece şirketler daha çok satış yaparken fenomenler de daha çok kazanmaya devam ediyor. Fenomenler, kazandıkları paraları çok açık bir şekilde gösterip hatta o paraları lüks harcamalarla nasıl değerlendirdiklerini de tüm takipçileriyle paylaşıyor. Özellikle bu mutlu hayat görselleri insanları daha çok fenomenlere ve sosyal medyaya bağlıyor. Peki Kant haklı mı? Yani bizim gördüğümüz şeyler olan fenomenler mutlak gerçek değil duyularla algılayamadığımız ama bir şekilde bildiğimiz numenler midir mutlak gerçek? Mutlak gerçeği tartışmak bu yazı içeriğinde belki zor ama olayın göründüğü gibi olmadığı çok açık çünkü psikoloji bize diyor ki sanal dünyada kendini var etmek, ordaki takipçilerin yorumlarına, beğenilerine bağlı yaşamak hastalıklı bir durum.

‘Social currency’ dediğimiz kavramı bir fikrin yayılması için o fikrin anlatıcısının kendini değerli olarak göstermesi ve fikrin değerinin anlatıcının karşıya sattığı değer üzerinden belirlenmesi olarak açıklayabiliriz. Tanım kendi içinde çok tutarlı olmasına rağmen aslında durum tam olarak eğer kişi kendi değeri üzerinden bir pazarlama yapıyorsa onun değeri de bu mecrada aldığı yorumlar ve beğeniler kadar oluyor anlamına geliyor.

Diğer işlerden farklı olarak fenomenlikte kişi kendi şahsiyetini de bir bakıma takipçilerinin isteklerine göre şekillendiriyor ve onların ilgisine pazarlıyor bu şahsiyeti. Nitekim gündelik hayatta aklı başında bir insanın asla yapmayacağı şeyleri, insanlar çektikleri videolarda takipçilerini memnun etmek için yapabiliyorlar. Hatta bazen takipçiler öyle şeyler istiyorlar ki bu fenomenlerden; onların hayatlarını hiç düşünmeden çok büyük tehlikelere atıyorlar. Sadece hayatındaki güzel şeyleri, mutlu anlarını, başarılarını ve insanların hayranlık duyacağı durumları paylaşmak sadece fenomenler için değil aynı zamanda birçok sosyal medya kullanıcısının da sorunu. Bu durum da zamanla narsisistik özelliklerin insanlarda gelişmesine sebep olabiliyor. Narsisizm, bireyin, yakın çevresinin ve çevresindeki diğer bireylerin, kendi ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayabileceği duygusunu yaşantılamasıdır. Bireyin kendi değer ve özgüveninin kuşku duyulmaksızın diğer bireylerden yüksekte olması ve kişinin özgüveninin etkilenebileceği olumsuz eleştirilerin gücünün en aza indirgendiği bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişi çevresinden gelen eleştiriler ile değil, kendisiyle ilgili görüş ve düşüncelerine odaklanarak özgüvenini besler. Kişilerin sevilme, beğenilme ve takdir görmek isteme gereksinimleri narsisistik gereksinimlerdir. Bu gereksinimlerini karşılama konusunda, çok zaman harcama, her şeyi yapabilme ve bu çabanın ardından kendince hak ettiğine inandığı değeri görmek, bununla beraber kabul edilmeme durumlarına tahammülü olmamak da narsisistik davranışlar olarak değerlendirilebilir. Kabul görme konularında istedikleri değeri göremeyen narsisistik yapıdaki bireyler narsisistik yaralanma yaşayabilmektedirler. Yani sürekli beğeni almaya alışmış insanlar herhangi bir eleştiri durumunda psikolojik olarak yaralanabilirler, hatta depresyona kadar giden bir sürecin muhatabı olabilirler. İnsanın hayatında hata yapmaması, eleştiriye söz konusu olacak davranışta bulunmamasının imkansız olduğunu bildiğimize göre psikolojik olarak sürekli beğenilme ve takdir edilme ile narsisistik seviyeye ulaşan insanların bu durumda ciddi problemler yaşamaları kaçınılmazdır.

Elbette ki fenomen olma çabası ya da günümüzdeki fenomenlerin tamamı psikolojik rahatsızlıkları olan ya da gerçek hayattan kopmuş insanlar değildir. Bilakis ürettikleri içeriklerle eğitimci, sosyal psikolog, yaşam danışmanı gibi sıfatları hak eden fenomenler de vardır. Burdaki en önemli nokta içinde bulunduğunuz ya da bizzat üzerinde çalışmak istediğimiz mecrayı iyi tanıyıp risklerinin farkına vararak ona göre dengeli bir çalışma stratejisi oluşturmaktır. Ek olarak sosyal medyayı kullanmak bütünüyle uzak durulması gereken bir davranış değildir ancak günümüzde çok fazla hastalıklı kullanış tarzının olması sebebiyle dengeli, bağımlı olmadan kullanmak gerekir. Sosyal medya bağımlılığından kurtulmak ve zararlarını minimize etmek için önemli tavsiyeler bulunduran bu konudaki diğer sosyal medya yazılarımızı inceleyebilirsiniz. Aynı zamanda konuyla ilgili daha kapsamlı donanım için mutlaka podcast yayınımızı dinlemenizi tavsiye ederim. Mutlak gerçek arayışınız daim olsun.

Show CommentsClose Comments

Leave a comment