Günde 200-300 müşteri gelse, 2’şer bardak çay içseler, nerden baksan bir çay olmuş 5 lira, yap hesabı abi, günlük 2 bin 3 bin ciron var. Aya vurduğunda 60-90 bin arası yapar, hadi 30 bin masrafa çık, 15-20 bin de işçiye, 10 bin-30 bin arası kar bırakır nerden baksan. Valla güzel iş.’

Bir restoran/kafede konuşacak bir şey kalmadığında ya da konuşacak şey hep bu olduğunda geçen ultra klişe bir diyalogla başladık yazıya. Bu diyaloglarda konuşan kişilerin aklı aynı çalışsa da hesap sürekli farklılaşır. Kimisi 3-5 bin kazanır kimi 40-50 bin hatta 100 bini aşan muhabbetleri de duymuşluğum var. Bu klişe muhabbete son dönemlerde genç işsizliğin artmasıyla birlikte kendisi üniversite okuyup kazandığı maaşı söyleyip hemen peşine ilkokuldan tanıdığı ya da çevresinden duyduğu lise terk bir gencin kendi işini kurması sonrası satın aldığı şeylerden yola çıkarak kazancı söylenir. Çıkarılan sonuçta eğitim almak -tabirimi mazur görün- enayilik gibi anlaşılır. Çok yakın zamanda bir arkadaşım söyle bir hikaye anlattı ve ortamda bulunan işsiz üniversite mezunu ve işinden memnun olmayan arkadaşlarım hikayeye katılarak güldüler.

‘Bir dayım var, kendisi emlak işiyle uğraşıyor Arnavutköy’de, bir yandan da birkaç tane telefon dükkanı var. Geçenlerde gece evlerine gittim saat geç olduğu için beni bırakacaktı. Audi marka bir arabası var. Arabaya binince 5 dakika bekleteceğini söyleyip borsadaki yatırımlarına biraz baktı. Yükselen hisselerin satışını yapıp benim 3 aylık falan geçindiğim miktarda parayı o gün borsadan kazandığını söyledi. Sonra muhabbet benim okuluma, eğitimime geldi. Mezun olduğumu, iş bulamayıp yüksek lisansa başladığımı söyledim. O da cevaben [İyi aman oku oğlum bak bizim gibi olma] dedi. Bir söylem alışkanlığı sanırım.

Gençler olarak bizler artık bu tarz durumlarla eğleniyoruz, bu bir gerçek. Sanki eğitim almanın, üniversite okumanın bir cezası varmış gibi mezun olunca onu çekiyoruz. Genel olarak hisler bu şekilde. Elbette ki istisnaları var. Türkiye’deki çalışma şartları gün geçtikçe ilginç bir hal almaya başlıyor çünkü. Tecrübeli çalışan aranması, CV’lerin içeriden verildiğinde işlem görmesi, torpil olarak adlandırılan güçlü tanıdıklar vesilesiyle iş bulma durumları, uzun zaman yapacak iş kalmayınca ya askerde teskere bırakmak ya da eğitimini falan bir kenara bırakıp bekçilik, polislik için çabalamak durumları, alanında iş bulsa bile mesai saatlerinden çalışma şartlarına kadar ağır iş yüküne rağmen asgari ücretten sembolik fazlalığı olan maaşların olması gibi durumlar işsizlikten kurtulma sürecini ilginç kılıyor. Meselenin çözümü noktasında düşününce bir iş kurmak, kendi işinin patronu olmak ve piyasadaki maaşlardan çok daha fazlasını kazanmak ihtimali ilk akla gelen fikir oluyor. Bununla birlikte ülkede salgın haline gelmiş bazı girişimcilik alanları ve genç girişimci desteklerine dair bir duyum da olunca bu fikre geçiş süreci hızlı oluyor.

Ancak girişimciliği bir heves sonucu sahiplenen çok yüzeysel araştırmalarla tecrübesi olmadığı alanlara giren gençler hüsrana uğruyor. Bir iş bulmaktan çok daha zorlu süreçleri bulunan her zaman krizlere açık olan bir kariyer aslında girişimcilik. Biraz gençler girişimciliği nasıl ve neden tercih ediyorlardan bahsedip ardından yapılan hatalara değinerek yazımı sonlandırmak istiyorum.

Türkiye’de Neden ve Nasıl Girişimcilik?

Teknoloji Start-up’larının hızlı büyümeleri ve onların kurucularının hikayeleri gençleri derinden etkiledi.

2000’li yıllardan sonra hızla gelişen internet dünyası ve dijital dönüşüm çağı yeni dev şirketleri ortaya çıkardı. Bu şirketlerin çoğu şuan Silikon Vadisinde yer alıyor. Silikon Vadisi teknoloji girişimleri için dünyanın merkezi konumunda. Özellikle sosyal medya sitelerinin ve uygulamalarının dünyada birçok kullanıcıya erişmesiyle genç yaşlarında milyarder olan girişimciler tanındı. Sadece sosyal medya siteleri değil aynı zamanda telefon uygulamaları üzerinden hizmet veren şirketler de hızla büyüdü. Tabi bu sektör gelişirken ülkemizde de benzer uygulamalar üretildi ve ciddi başarılar kazanan uygulama ve siteler oldu. Bunlardan 600 milyon dolara yakın satış rakamıyla Yemek Sepeti, 1.8 milyar dolar satış rakamıyla Peak Games ülkemizde gündem olan şirketler oldu. Teknoloji dünyasında kısa zamanda 50-100 yıllık şirketlerin değerlerinin üzerine çıkılması bu alanı çok cazip bir hale getirdi. Gençlerin hemen hemen çoğunun aklından uygulama fikirleri ya da websitesi üzerinden e-ticaret fikirleri geçiyor günümüzde ancak bu alana giriş yapmak ve bu alanda sürdürülebilir bir ticaret kurgulamak o kadar da kolay olmuyor. Hem rekabet çok fazla hem de sürekli yeni gelişmeler olan sürekli kendini yenileyen bir alan. Bu alanda gelenek diye bir şey yok, kural dediğiniz öğrenmek için saatlerinizi ayırdığınız sistemler, yazılım dilleri vs 1 ay içinde arkaik eskimiş çalışmalar olabiliyor. Bu alanda iş yapabilmek için sürekli bir dinamizme ihtiyaç var.

Çalışma tarzlarını yeni nesil beğenmiyor, 9-6 bir iştense daha esnek saatleri olacak kendi işini kurmak daha cazip bir fikir gibi geliyor.

X kuşağının deneyimli yöneticileri ve Y kuşağının genç profesyonellerinden sonra “Z kuşağı” da iş hayatına atılıyor. Diğer kuşaklardan farklı beklentilere ve öğrenme biçimlerine sahip olan bu yeni kuşak, dijital süreçlere de son derece hakim olmalarıyla şirketleri de dönüştürecek şüphesiz. Aynı kuşağın girişimcilik ekosisteminde daha çok yer alması da bekleniyor. Çünkü hayata daha pragmatik bakan, katılımcı olmayı, üretimde pay sahibi olmayı, kendini ifade etmeyi, yaratıcılığı, adaleti ve özgürlüğü her kuşaktan daha çok benimseyen ve önceleyen bir nesil olan bu kuşak aynı zamanda kalıplaşmış akışlardan da çok sıkılmış durumda. En basit örneği sabit bir mesai saatini sevmiyor, her şeyin öncesinden belli olduğu robot tarzı bir çalışma sistemine de uzak duruyor. Daha esnek kendi programına göre planlanmış mesai saatlerini tercih ediyorlar ve bunu da en çok girişimcilikte buluyorlar. Ancak tabiki bir girişimci istediği zaman işe gider, istediği zaman çalışır algısının da doğru olmadığını bilmek gerekir. Çünkü girişimci işini belli bir seviyeye getirene kadar bırakın 9-6 çalışmayı sabah 9 gece 12 çalışmak zorunda kalabilir. Tatillerini iş yerinde çıkan krizler sebebiyle yarıda kesebilir, programlarını işinde gelişen toplantılar, görüşmeler veya fırsatlar için iptal etmek zorunda kalabilir. Bunları en başından göze alarak girişimci olmaya niyet edilmelidir.

Kurumsal hayatta birilerinin işini yapmaktansa kendi hayallerimin peşinden giderim.

Kurumsal hayatı bazı gençler köklü ve sürekli devam eden büyük bir işin parçası olmak gibi yorumlasa da bazı gençler başkalarının hayallerine hizmet etmek hatta gençler arasında daha yaygın bir tabirle ‘kapitalizmin kölesi olmak’ gibi yorumlayabiliyor. Girişimciliği ise bunun tam tersine hayatta kendini özdeşleştirebileceği, mesai saatleri içinde kendini var edebileceği bir alan olarak yorumlayabiliyor. Bir bakıma bu doğru bir yorum, kendi işini kurmak üzere emek harcayan kendi hayallerini, kendi iş tasarımlarını hayata geçirmek üzere çabalıyorlar. Girişimcilik, aynı zamanda kurumsal hayattan çok daha fazla şahsi fikirlerinin ve emeklerinin karşılığını gördüğü ve daha fazla sorumluluk aldığı bir alan gençlerin. Ancak girişimciliği hayallerini gerçekleştirmek amacıyla tercih ederken hayal kırıklıklarını, aylarca saatlerce emek ve para harcadığı işin getiri kazandırmayıp birçok borçla batma riskini de göze almalı en başından.

Kısa zamanda çok para kazanabilirim.

Yazının başında da belirttiğim gibi girişimcilik ekosisteminde yüzeysel yapılan hesaplar hep hüsranla sonuçlanır. Şöyle olsa böyle olsalarla yapılan işler detay olarak görülen noktalardan su alır ve batar genelde. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki girişimcilik ekosisteminde gerçekten de kurumsal hayattaki maaşlarla kıyaslanamayacak kadar büyük paralar kazanılır ancak sabırlı olmak, alanında profesyonelleşmeyi, markalaşmayı beklemek bu işin parolası. Bugün ciddi yerlere gelen birçok girişimci, kurduğu işlerin ilk yıllarında (bu bazen 1 yıl bazen 5 yıl bile olabilir.) borç batağında olduğunu, şahsi hayat ihtiyaçlarını bile karşılayamadığını ifade eder. Bu dönemde bir de işlerin yolunda gittiğini göstermek zorunda da olunduğunu bildiğimize göre başlangıçta hemen yüksek paralar kazanmayı bir kenara bırakın eğer dayandığınız büyük bir sermayeniz ya da miras vs. yoksa üzerinizde ciddi bir para kriziyle yüzleşmeye hazır olarak bu ekosisteme girin derim.

Türkiye’de girişimcilik ekosisteminde başarısızlık oranı neden %90 seviyelerinde? 5 yılı aşan start-upların sayısı neden çok az? Yapılan hatalar neler?

Buzdağının görünmeyen yüzü var, vitrindeki insanların geçmişlerini göze alırken bir yandan şartları da hesaba katmak lazım.

Yapılan hatalar demişken aslında girişimci olmak isteyenlerin en çok başarı hikayelerini değil batırma hikayelerini, başarısızlık adımlarını dinlemeleri gerekir. Vitrindeki insanları gördüğümüzde birkaç saatlik bizde bıraktıkları intibalar çok yanıltıcı olur. Çünkü konuşan kişi bulunduğu konuma gelinceye değin birçok şeyden ödün vermiş, zamanını harcamış, fedakarlıklar yapmış durumdadır. Artık yaptıklarının semeresini alma konumuna geldiği için haklı olarak başarısını anlatıp hayranlık kazanmak isteyecektir. Girişimci adayları ise o kişilerin vitrindeki duruşlarından çok bulundukları noktalara gelirken hangi zorlukları çektiklerine, hangi şartlara ve fırsatlara sahip olduklarına bakmalıdırlar. Harvard Üniversitesindeki eğitimini yarıda bırakıp girişimci olmakla derslerini veremeyip başarısız bir akademik hayattan dolayı Türkiye’deki herhangi bir üniversiteyi bırakıp girişimci olmak arasındaki farkı iyi görmek gerekir. Girişimci olduğu alana çocukluktan sahip olduğu imkanlarla atılmakla sadece TV’den izlediği bilgilerle o alana ilgi duyarak bir şeyler üretmek arasındaki farkı da yine iyi görmek gerekir. Girişimci bir kıyaslama yaptığında içinde bulunduğu şartları, imkanları ve yüzleşeceği zorlukları iyi hesaplamalıdır. Hayali, sloganvari söylemlerle iş yapmak, çalışma üretmek mümkün olsa da başarılı olmak mümkün değildir.

Plan-program en temel gereklilik, kervan yolda düzülmez bu ekosistemde ve girişimini satmayı da planlayacağın gibi onu batırmayı da göze alacaksın.

Ülkemizde malesef yaygınca kullanılan bir söz var: Kervan yolda düzülür. Oysaki yolda düzülen kervanın mutlaka bir şeyleri eksiktir, yolda düzülen kervan gideceği yere vaktinde varamaz, yolda düzülen kervanda mutlaka sıkıntılar çıkar. Bir girişime başlarken, en büyük hata az plan-program yapmaktan gelir. Yeterince araştırma yapmadan, iş üreteceği alanı iyice tanımadan girilen işler de hüsranla sonuçlanıyor. Yüzeysel planlamalar, hesaplamalar işe girildiğinde meselenin o kadar da kolay olmadığını hep göstermiştir. Bir işe başlamadan önce her işin tahmin edilenden daha zor olduğunu öncesinden kabul etmek gerek. Kolay zannedilen aşamalarda zorluklar çıktığında hazırlıksız yakanan girişimci işini batırmakla ya da çok ciddi zararlarla yüz yüze kalmak sonuçlandırır kriz yönetimini. Yazının başında bahsettiğimiz kafe açma örneğinde 2 satırlık ifadede işi kurmak kolay ama meselenin çok ciddi bir noktası olan belediyeden ruhsat işi nasıl halledilecek konusu havada kalıyorsa o iş baştan batmıştır. Tüm plan, program ve araştırmaları yerinde yapıp işi rayında götürmüş olsa bile girişimci o işinden vazgeçmeyi ya da onu büyütmek için satabilmeyi de önceden planlamalıdır. Aksi takdirde yatırım alamaz ve sınırlı sermayeyle belli bir yere kadar büyüyebilir.

Bugün en büyük teknoloji şirketleri sürekli yeni farklı şirketler satın alırken büyüme yollarında da kendi hisselerini sürekli satışa çıkarmıştır. İş satmayı ve iş satın almayı bu ekosistemin oyuncularının mutlaka bilmesi gerekir. Ayrıca tüm plan, programa rağmen bazen işler yine de yolunda gitmeyebilir. Bu durumda da girişimcinin gemiyi nasıl batıracağını iyi bilmesi gerekir. Kervan yolda düzülür sözünden çok daha güzeli zararın neresinden dönülürse kardır sözüdür.


Genç işsizliğin çözümüne önemli bir alternatif olan genç girişimcilik konusunun nasıl olmasını gerektiğini inceledik yazımızda. Ülkemizde giderek artan genç işsizliğine yine gençlerin kendilerinin derman olabilmesi için girişimcilik çok önemli bir mesele. Devlet destekleri, teşvikleri her geçen gün artıyor, girişim yatırımları da aynı şekilde. Bu yatırımları değerlendirecek biz gençlere ise sadece fikirlere değil girişimcilik ekosistemin tüm katmanlarına odaklanmak düşüyor. Hayal etmek, harekete geçmek, üretmek, değer katmak elbette ki çok güzel şeyler ancak bunların südürülebilir olması ancak rasyonel bir zeminde olduğunda mümkün oluyor. O yüzden araştırmak, keşfetmek, uzmanlaşmak ve dinamik kalmak bu alanda var olmanın, güçlü kalmanın parolası. O yüzden hep dediğimiz gibi ‘araştıran, üreten, dinamik kalan gençlik’ diyerek yazıma son veriyorum.


Show CommentsClose Comments

Leave a comment