Tüm bu yaptıklarım neyi değiştirir? 

Öğrenme becerilerimin, potansiyelimin ve üretkenliğimin zirvesinde olduğuma inandığım lise sondan üniversiteden mezun olduğum bu ana kadarki gençlik dönemim değiştirmek istediğim gerçekler ve ulaşmak istediğim hedeflerle doluydu. Bu hedefler, yalnızca bireysel hayatıma refah katmaya yönelik değil, aynı zamanda doğduğum, büyüdüm ve yaşadığım memleketime de değer katmaya yönelik hedeflerdi. Öğrenme ve üretme becerilerimin zirvesi olduğu düşündüğüm üniversite yıllarıma başladığımda da özellikle topluma dair hedeflerime ulaşmaya var gücüyle gayret eden idealist bir gençtim, yakın çevremde bulunan birçok dostum gibi. Hayat boyu sürecek bu idealist hedefler, bahsettiğim gençlik dönemimin ilk yıllarında pek de mütevazı değildi işin açıkçası. Gençliği dramatik ölçüde iyiye doğru değiştirmek ve bu doğrultuda toplumu ve ülkeyi kalkındırmak gibi çok geniş ölçekte zorlu hayallerim var(dı). Ortaya çıkardığımız çalışmaların birçoğunun özünde de bu idealistlik yer alıyordu şüphesiz. Dünyanın başka bir ucunda farklı bir toplumun içinde yaşadıkça, yaş aldıkça ve zorlukları tecrübe ettikçe çeşitli gerçekliklerin farkına varmak aynanın karşısına geçip beni kendimi ve idealist hayallerimi sorgulamaya itti. Bu yazıyı açan o soruyu kendime sordum: “tüm bu yaptıklarım neyi değiştirir?” 

Dürüst olmak gerekirse bu soruya net bir cevap bulamadım. “Hiçbir şeyi değiştiremedin ve çabaların da senin hayallerini gerçekleştirmeni sağlayamayacak” gibi tamamen olumsuz bir yargıya varmadığım gibi, “başardın ve başaracaksın. toplum ve bu ülke için ideallerin gerçek olmaya başlıyor ve sonunda olacak” da diyemedim kendime. Biliyorum ki yaptıklarım, karınca misali daha iyi bir ülke hayaline bir nebze de olsa katkı yaptı. Ancak, başarmak istediğim “bir nebze” değildi. 

Kendime yönelttiğim bu soruya belirsiz ve beni bir sonuca götürmeyen bir cevap verdikten sonra kendime ikinci soruyu yönelttim: “Peki, ben hala idealist miyim?”. İdealist olup olmadığımı sorguladığımda yine açık bir sonuca varamadım. Belki idealist değildim artık, belki de sadece ideallerim değişmişti. Bunu bilmiyordum. Ama emin olduğum bir şey vardı: İdealist biriysem hala, eskisi gibi bir idealist değildim. Zira yaşadıklarımdan öğrendiklerim var. 

Podcastimizin yedinci bölümünde yurt dışına göç etmek ya da etmemek meselesini konuşmuştuk. Bu mesele bağlamında göç edenleri ve etmeyenleri beş temel profile ayırmıştık. Benim de bir zamanlar(belki hala daha) dahil olduğum İdealistleri iki profilde incelemiştik: İdealist yılgınlar ve yılmamış idealistler. Podcast bölümünde üzerine detaylıca konuştuğum profil İdealist Yılgınlardı; belki de kendimi en çok bu profile yakın gördüğüm için. 

İdealist yılgınlar üzerine değindiğim noktalar arasından bu profili tanımladığım kısmı buraya iliştireyim ki kimden bahsettiğimi net olarak anlayalım: 

“İdealist yılgınlar, sorunları düzeltmek ve çevresini geliştirmek için bir süre gayret ettikten sonra artık sorunların ortadan kalkmasının ve değişimin pek de mümkün olmadığını düşünmeye başlayan, ya da toplumun ve ülkenin değişime hazır olmadığına inanan insanlar. ‘Farklı bir zamanda dönüp o zaman düzeltmeye çalışırım’ ya da ‘artık olmuyor, en azından gayretimin takdir edildiği bir yerde gelişime katkı sağlayayım’ diye düşünebiliyorlar. ‘Başka bir yerde anlamlı işler yapayım, bir kez geldiğim dünyada kendimi ve çevremi geliştireyim’ diye bakanlar da bu profile dahil.”

Photo by Kyle Glenn on Unsplash

Yurt dışına göç meselesinde gençliği ve toplumu bu şekilde beş temel profile ayırdıktan sonra özellikle idealist yılgınlar üzerine konuşmak istedim çünkü bu profilde olduğunu düşündüğüm; ülkelerini ve toplumlarını daha iyi yerlere, daha mutlu günlere ulaştırmak için hayallere sahip olup bu doğrultuda ter döktükten sonra göç eden binlerce genç olduğuna inanıyorum. Peki bunu neden önemsiyorum ve toplumumuz bu idealist yılgınları neden önemsemeli? Çünkü bu gençler hem iyi işlere imza atıp değer üretiyor hem de tüm çabalarını iyi niyetle, ülkeleri ve toplumları için ortaya koyuyorlar. Birkaç kelimeyle özetlersek: harika işler yapan iyi niyetli ve idealist ve genç beyinler. Bu gençleri kaybetmek, takdir edersiniz ki hiçbir ülke ve toplum için iyi bir durum değil. 

Peki ülkemiz için bu kadar kıymetli olan idealist yılgınlar neden göçüyor? Neden hayatlarını farklı bir ülkede ya da ülkelerde kurmak/devam ettirmek istiyorlar? Ülkeleri için zor ama çok değerli hayalleri olan ve bu hayallere ulaşmak için uzun bir süre savaşmış bu nitelikli ve iyi niyetli gençler nasıl oluyor da hayallerinden vazgeçip yeni ama belki de buruk bir hayalin peşinden farklı coğrafyalara göç ediyorlar? 

Bu sorular üzerine çok uzun bir düşündükten sonra bu göçlerin ve vazgeçişlerin arkasındaki birkaç nedeni buldum. Bunlara kısaca değinmek ve daha fazla insanın en azından bazı idealistlerin neden yıldıklarının farkına varmasını sağlamak istiyorum.

Photo by Benjamin Davies on Unsplash

Her insan, her genç kendi hikayesini ve hayattan payına düşeni yaşıyor; herkes farklı şartların oluşturduğu bir hayatı yaşıyor olsa da idealist yılgınların gidişlerinin ardında ortak ve yaygın birkaç sebep olduğunu fark ettim. 

Öncelikle, idealist yılgınlar iyi niyetli ve yoğun çabalarla faydalı işlere imza atsalar da hak ettikleri takdirleri görmüyorlar. Topluma, sektörlere ya da şirketlere katma değer vaat eden fikirler bulup hayata geçirdikleri halde ya bu fikirlerin önemsenmediğini düşünüyor, ya da bir sonraki adıma geçmelerini sağlayacak maddi/manevi desteği göremiyorlar. Bir bakıma çizdikleri hayali ve başarı tablosunu toplumun ve insanların göremediklerini düşünüyorlar. Toplumla farklı yerlere bakan, farklı yerlere ulaşmaya çalışan idealist yılgınlar, bu sefer gayretlerinin ve iyi işlerinin takdir edildiği yerlere gitmekten başka bir çare bulamıyorlar. Çünkü inanıyorlar ki eğer kalırlarsa, işleri/gayretleri ziyan olacak ve hak ettikleri değeri göremeyecekler. Çabaları en azından dünyanın başka bir yerindeki insanlara ve tüm insanlığa katkı sağlasın diye gidiyorlar. 

Diğer bir sebep, önceki başlıkla ile bağlantılı olan “iyi olanın paylaşılması” meselesi. İdealist yılgınlar, kendilerinin ve başkalarının ürettiği iyi işlerin desteklenmesi ve rağbet görmesi gerektiğini düşündükleri için bu destek ve rağbetin oluşmaması onların şevkini ciddi ölçüde kırabiliyorlar. İyi, insana değer veren ve nitelikli fikir, ürün ve hizmetlerin yerine kötü, sağlıksız ve kalitesiz düşünce ve ürünlerin toplumca besleniyor olması değerli ve insana yakışan işlerin kısa ömürlü olmasına sebep oluyor. Böylelikle hak ettiklerini düşündükleri değerli ürün ve hizmetlerden mahrum oldukları ve kendilerinin de ürettiği değerli işlerin alıcı bulamamasından ötürü rotalarını iyi  ve kaliteli olanın sevilip benimsendiğini düşündükleri coğrafyalara çeviriyorlar. 

İdealist yılgınların vazgeçmelerinin diğer bir nedeni de gereksiz ve suni kavgaların bir parçası olmak istememeleri. Televizyonda, sokakta, toplu taşımada, arkadaş ve iş çevresinde gördükleri kötü davranışların, kutuplaşmaların, bir yere varmayan siyasi kavgaların ve özünde kötü niyetli ve zehirli olan ideolojik ötekileştirmelerin içinde anlatmaya çalıştıkları değerli hayallerinin sesi duyulmuyor. Bu kavgalardan ruhları yorulan bu idealist yılgınların bir kısmı da “başlarım böyle işe” diyip gidiyor, bir kısmı da böyle kavgalar durulmadan burada iş yapılmaz diyerek kavgaların daha az olduğu ve ideolojiye değil insana değer verildiğini düşündükleri ülkelere rotalarını çeviriyorlar.

Photo by Sebastián León Prado on Unsplash

İdealist yılgınlar bazı durumlarda da bilginin ve gelişimin daha ileri seviyelerde olduğu ülkelere gidip kendilerini geliştirmek ve becerilerine yeni beceriler katmak için de göç edebiliyorlar. Ülkemizdeki bilim ve bilgi seviyesinin yetmediği durumlarda donanım ve birikimlerinin bir adım ötesine geçmelerini sağlayacak ekonomilerde ileri seviyede eğitim alıyor ya da meslek sahibi olmak için gidiyorlar. Sürekli gelişmek ve ülkede olmayanı edinmek için gittikleri yerlerde kalabiliyorlar. Aksi halde kalıp, gelişmediğini düşündükleri disiplin ve sektörlerde rutin ve durağan bir hayatın içine hapsolmak istemiyorlar.

Şikayet ettikleri ve bir türlü değişmediğini düşündükleri toplumun içinde her gün aynı zorluklar ve kavgalarla boğuldukları gibi bir de “aynı”lık içindeki durağanlık içinde yeni bir deneyim kazanamamak da idealist yılgınların göç etmelerinin bir sebebi. Farklı bir coğrafyada, farklı bir şehirde bambaşka bir topluma karışmak ve yeni bir çevreye ait olmanın getirdiği her gün yeni bir şeyi keşfetme imkanı bu profildeki insanları oldukça çekiyor. Doğan her yeni günle daha fazla öğrenmek ve bilinmezliklerle karşılaşmak sürekli keşfetmeyi önemseyen idealist bireyler için adeta bir yaşama arzusunu ifade ediyor. Eğer bunu yapmayıp kalırlarsa her gün aynı insanlar, aynı umutsuzluk, aynı kronik sorunlar ve kavgaların içinde kaybolup gideceklerini ve tüm bunlar olup biterken hayatı ıskalayacaklarını biliyorlar. 

İdealist yılgınlar, iyi işler yapmak ve gelişmelere vesile olmak için ya ideallerinden vazgeçiyorlar ya da ideallerini farklı yerlerde gerçekleştirmek için gidiyorlar. 

Tüm bu anlattıklarıma bakınca kendime şu soruyu soruyorum: ” Ben bir idealist yılgın mıyım?”.

Belki de. 

Show CommentsClose Comments

Leave a comment