Etkili iletişim konusunu konuştuğumuz Meseleler Podcast: Gençlik Dosyasının 11.bölümünde iletişim konusunu her yönüyle ele almış; yalnızca konuşmak ekseninde değil; dinlemek ekseninde de tartışmıştık. Podcast bölümünde değindiğim konulardan birisi de etkili dinlemek meselesiydi ve sözlerime “dinlemek, etkili ve sağlıklı iletişimin şartıdır” diyerek başlamıştım. Zira dinleme becerisine sahip olmanın ve  aktif bir dinleyici olmanın insanlarla olan iletişimlerimizde iki tarafa da sunduğu katkıları gözden kaçırmamak gerektiğine inanıyorum. Bölümde üzerine eğildiğimiz iyi bir dinleyici olmak konusu üzerine bu yazıda biraz daha zihin mesaisi yapmanın hem dinleyicilerimize hem de blog okurlarımıza bir katkısı olacağını düşünüyorum. 

Dinleme becerisi üzerine düşünürken aklıma son zamanlarda okuduğum “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabında Stephen Covey’ in değindiği ve söz konusu yedi alışkanlıktan dördüncüsü olan “Önce anlamaya, sonra anlaşılmaya çalış” fikri geldi. Covey, etkili insanların yaşamlarını uzun yıllar boyunca incelemiş ve sonunda adeta yedi altın kural olduğunu fark etmiş. Bu altın kurallardan biri de iyi bir dinleyici olma meselesi üzerine. Peki ne demek iyi bir dinleyici olmak?

İyi bir dinleyici olmak, iletişimde bulunulan insanın anlattığı hikayeye kendini tamamen vererek, onun anlatmaya çalıştığı fikri kelimelerinden, ruh halinden ve beden dilinden anlamak için tam bir dikkatle karşındaki kişiye yoğunlaşmaktır. Covey’ in tabiriyle iyi bir dinleyici olmayı “karşındaki sana anlatmaya başladığında, kendi otobiyografine dalmadan, onu dinlemeyi bırakıp öğütler ve yargılar sıralamadan ” dinleyerek onun dilinin ve bedeninin anlattıklarına yoğunlaşmak olarak ifade edebiliriz. Böyle bir dinleme yaklaşımı, karşıdaki insanın kendisini daha fazla açmasını, söylemek istediği asıl manaya daha sağlıklı biçimde gelmesini sağlayıp iletişimle ulaşılmaya çalışılan sonuca çok daha hızlı ve isabetli biçimde gelebilmeyi sağlamaktadır. Örneğin bir arkadaşınızla yapmış olduğunuz küçük çaplı bir tartışmayı çözmek için konuşmaya başvurduğunuzda arkadaşınızın anlattıklarına etkili bir dinleme yaklaşımı sergilerseniz onun kaygılarını, tepkilerini ve rahatsızlıklarını anlayabilir; hem sizin hem de arkadaşınızın kavgaya neden olan davranış ve tutumlarını kavrayabilirsiniz. Fakat böyle yapmaz ve karşınızdaki arkadaşınız konuşmaya başladığında onu dinlemeyip sıranın size gelmesi bekler ve kafanızda nasıl laflar söyleyeceğinizi hazırlarsanız; ya da onun anlatmak istediklerini bitirmesini beklemeden söze girip konuşmaya başlarsanız o küçük çaplı tartışmayı büyük bir kavgaya ve nihayetinde bir küslüğe dönüştürmeniz işten bile olmayacaktır. 

Yalnızca arkadaşlık ilişkilerimizde değil; hayatımızda sahip olduğumuz tüm rollerimizde çeşitli insan ve gruplarla iletişim halindeyiz ve bu iletişimin amacı onların düşünce, kaygı ve ihtiyaçlarını doğru anlayabilmekten ibaret. Covey’in kitabında bu etkili iletişim becerisini becerisini etkili insanların temel alışkanlıklarından birisi olarak ortaya koyması bize önemli bir mesaj veriyor: etkili insan olarak başarıya ulaşmanın sırrı iyi bir dinleyici olmaktır.Bölümde ben de bu düşünceyi şu sözlerle açıklamıştım: 

“Tarihte fark yaratmış liderler ya da orijinal şahsiyetlerin hayatlarını okuduğunuzda ne kadar iyi birer dinleyici olduklarını hemen fark edeceksiniz. Etkili ve karizmatik liderler ya da kişilikler, çok konuşan değil çok ve iyi dinleyen kişilerdir. Çünkü insanları sürekli papağan gibi konuşarak değil, onları pürdikkat dinleyerek, hislerini ve düşüncelerini anlayarak, onlara kendilerini ifade etme ve seslerini duyurma imkanı vererek kazanırlar. Yani kaleyi içten fethederler. Söyledikleri kelimelerle dışarıdan içeriye girmeye çalışmaktan ziyade onların fikirlerini ve ihtiyaçlarını gönüllü olarak dışarı çıkarmalarını sağlarlar. İhtiyaçların, kaygıların ve düşüncelerin ne olduğunu kavrayan bu kişilikler de bu ihtiyaçlara hitap edecek adımları atarak insanları peşinden sürüklerler, müşterilerini kendilerine sadık kılarlar, istedikleri işi kapar ve ulaşmak istedikleri hedeflerine ulaşabilirler.”

İş ve sosyal yaşamımızda sorumluluklarımız ne olursa olsun bir ailenin, bir arkadaş grubunun, toplumun, bir şirketin ve bir sektörün birer üyesi olarak insanların hayatlarında bir yere sahip oluyoruz. İnsanların hayatlarında sahip olduğumuz yerler, bize onların hayatını güzelleştirme ve onlara değer katma sorumluluğu yüklüyor. İnsanlar dinlenilmeye, anlaşılmaya muhtaç. Kendilerini ifade etme; kaygılarını, mutluluklarını, bakış açılarını ve yaşayışlarını anlatma ihtiyacı duyuyorlar. Bu kadar gürültülü bir dünyada birilerinin onlara kulak kesilmesi, onları anlamaya çalışması onlar için kıymetli bir destek anlamına geliyor. Bu kişiler çevremizdeki insanlar, birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarımız, müşterilerimiz, arkadaşlarımız, akrabalarımız. İyi birer dinleyici olduğumuz müddetçe, insanın ve toplumun sıkışıp kaldığı noktalarda çözümler üretip onları bir adım daha öteye götürmemiz mümkün. Bu, bizi başarıya ulaştırdığı gibi çok boyutlu bir değer üretmeye de vesile olacaktır.

Covey’ in kitabında yazdığı gibi: insanlar olarak toplumdan bağımsız yaşamıyoruz, aramızda bir karşılıklı bağımlılık var. Bu karşılıklı bağımlılığın bize yüklediği sorumluluklardan birisi onlara kulak kesilmek, kelimelerinin ve cümlelerinin arasındaki anlam ve hisleri kavrayabilmek ve onlara “seni anlıyorum” diyebilmektir. 

Her birimiz aktif ve etkili birer dinleyici olduğumuzda, karşılıklı bağımlılık o zaman bir anlam kazanır ve anlamlı birlikteliklerin, temeli sağlam dostlukların, güçlü ve bağlılığa dayalı kurum kültürlerinin ve daha sağlıklı toplumların oluşmasına vesile olur. 


Siz de iyi bir dinleyici olarak kimsenin lafını balla kesmeden(!), “ben de daha ilginci var”, “o da bir şey mi” ya da “aynısı bana da oldu” demeden karşınızdaki kulak kesilin. 

Show CommentsClose Comments

Leave a comment