Türkiye, bugün çok çetrefilli ve katmanlı sayısız sorunla uğraşıyor. Ekonomik sorunlar, siyasi atışmalar; bunların tetiklediği toplumsal çatışmalar… Sayamayacağımız sayıda ve ölçemeyeceğimiz karmaşıklıkta onlarca sorun arasında devletin ve toplumun en fazla yakından alaka göstermesi ve çözmek için uğraşması gereken sorunlar, gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar. Bugün çocukların ve gençlerin önemli bir kısmının geleceğe umutla bakmıyor. Gençlerin umutsuzluğuna sebep olan birçok tetikleyici olsa da yüzü geleceğe dönük ve her zaman geleceğini düşünen gençlerin mutluluğunu en çok etkileyen sorun Genç İşsizlik. 

Bugün genç işsizlik %27’yi aşmış durumda, yani her dört gençten birisi işsiz(TÜİK,2019).  Ne eğitimde ne de istihdamda olan bir bu kadar daha genç olduğu düşünüldüğünde sorunun boyutlarını daha iyi anlayabiliriz.  Buna ek olarak, ülkede mezuniyetten sonra iş bulma süresi 1 yıldan daha uzun!


Genç işsizlik ve diğer temel sorunların gençlerin hayatlarındaki sonuçları bugün bariz biçimde kendisini gösteriyor. Podcast bölümümüzde de değindiğimiz bu sonuçlardan birkaçını sizin için aşağıya sıralayayım:

  • Türkiye’deki gençlerin yaklaşık yarısı mutsuz olduğunu ifade ediyor.
  • Her 10 gençten 7’si yurt dışına yerleşmek istiyor. 
  • Türkiye’ de gençlerin %65’i  işe alım süreçlerinde kendi yeteneklerinden ziyade torpilin daha belirleyici ve önemli olduğuna inanıyor.

Yazıyı okuyan herkes çevresinde yukarıdaki maddeler üzerine bir anket yapsa eminim benzer bir sonucu alacaktır. 

Podcastimizin üçüncü bölümünde “Bu Gençler de Hiç iş Beğenmiyor!” klişesini ve genç işsizlik sorununu ele aldığımız için yazımın özellikle bu başlangıç kısmının olumsuz bir hava verdiğinin farkındayım. Ama ele aldığımız mesele bir sorun olduğundan ortaya koyduğumuz gerçeklerin mutluluk verici olmasını bekleyemeyiz. Yine de sorunları, çözüm üretebilmek adına ele aldığımız için en azından çabamızın umut verici olduğunu söyleyebilirim. Zira hepimizin bildiği gibi şikayet edip oturmakla sorun çözülmez. 

“Gençlerin iş beğenmediği” mitinin ve genç işsizlik sorununun derinlerine inmek için bugün genç işsizliğin dört temel nedenini anlamamız lazım.  Genç işsizliğin altında yatan dört temel aktör devlet, özel sektör, üniversiteler ve öğrenciler. Değişime etki gücü en yüksek olandan en düşük olana doğru sıraladığım aktörler listesinin derinlerine inmeden önce de sorunun daha da temelinde yatan bir konuyu ele almak istiyorum: kültürel dinamikler. Zira kültürel dinamikler, toplumda farklı demografik grupların etkileşimini ve birbirleri arasındaki bağları inşa eden temel unsur olduğu için meselenin derinlerine inmek için önce kültür dinamiğini tartışmak gerekiyor. 

Türkiye’de Genç Olmak Ne Demek? 

Her ülkenin tarihsel kültürel birikimi ve kalıplaşmış anlayışları gençlere yüklediği anlam ve sorumluluğu belirleyen başat faktördür. Dünyada ortak olarak gördüğümüz geç olgunlaşma trendini bir kenara bırakırsak, farklı ülkelerdeki gençlerin farklı zamanlarda olgunlaştığını ve yetişkin hissettiğini ifade etmek gerekiyor. Türk toplumu olarak kolektivist bir kültüre ve sıkı aile bağlarına sahip olmamızdan ötürü çocuklar ve gençler aileye ziyadesiyle bağımlı olarak yetiştiriliyor. “Avrupa’da çocukları 18 yaşında evden atıyorlar” klişesinin yüzde yüz olmasa da bir gerçeklik payı olduğunu biliyoruz. Özellikle Avrupa’daki ülkeler gibi bireyselci kültürlerde çocuklar hayatlarına dair kararları verirken bizim gibi kolektivist ülkelerdeki gençlere kıyasla  daha özgür oluyorlar. Ancak bu özgürlüğün bedeli de çocukluk çağının ardından kısa süre içinde “hayatını kazanma” sorumluluğu oluyor. Yani hayatını yönlendirmede özgürsün; hayatını sen kazandığın müddetçe. 

Doğru olanın bireyselci kültürlerde görülen yaklaşım olduğunu savunmuyorum. Yani, biz de gençlere on sekiz yaşında kapıyı gösterelim demiyorum çünkü 18 yaşına gelene kadar karakterinin ve yaşam alışkanlıklarının çoğunluğunu kazanmış gençlerin 18 yaşında hayatlarını kazanmalarını beklemek gerçekçi ve akılcı olmaz. Yalnızca kültürel kalıplardan dolayı değil; Türkiye’de gençlerin hem okuyup hem de hayatını tam anlamıyla kazanması mümkün değil. Çünkü okurken ancak yarı zamanlı bir işte çalışabilecek bir öğrenci, yarı zamanlı işi karşılığında aldığı parayla geçinemiyor(Bu argüman üzerine detaylı bir hesaplama yaptım, dileyen benimle irtibata geçebilir). Bu sebeple çocuk hayatı öğrensin diye 18 yaşında serbest bırakmak, arzu edilen sonuçları vermeyecektir. 

Credit: Wikihow

Kalıplaşmış davranış ve düşünce biçimimizin önemli bir katmanı da kültürel özelliklerimizden ziyade ülkenin son 40 yıldaki ekonomik tarihi ile alakalı. Türkiye, 1980′ lerden sonra sanayileşmeye başlamış ve özellikle son 20 yıldır dünyanın diğer gelişmekte olan ekonomileri gibi ciddi bir kalkınma göstermiştir. Bugünkü üniversiteli gençlerin ebeveynleri olan X kuşağı mensupları anne babalar, gençliklerini “yokluk” diye ifade ettikleri düşük refah seviyelerinde yaşadıklarından, hayatta kalmak için çalışmak bilincine sahip olarak yetişmişler. Ancak, yüksek tahsile sahip olma oranlarının gelişmiş ülkelerdeki seviyelerde olmadığı o zamanlarda ülkede okumanın avantajları ve okumamanın dezavantajlarını yaşayarak gören bu X kuşağı nesli, haliyle çocuklarını “tek kurtuluşun okumak” olduğu mesajını ve bilincini vererek yetiştirdiler. Ancak, bu da sonucunda ne olursa olsun okumak ve üniversite mezunu olmak anlayışına evrilince, okumanın ve tahsilli olmanın niteliği üzerine düşünme gerekliliği ihmal edildi. Bu yanlış bakış açısı sonucunda, çalışmak zorunda olmadan ve tüm kaynaklara erişerek yetişen bugünün gençleri de, okumak dışında farklı bir alana ve işe emek sarf etmemeleri gerektiğini düşünerek yetiştiler. Bu gerçekler beraberinde daha kırılgan, daha az rekabetçi ve daha az hayat bilincine sahip bir genç nesil getirdi. 


Bu gerçeği anladıktan sonra, genç işsizlik sorunun dört temel ayağı/dört temel aktörüne eğilebiliriz. 

1. Devlet

Genç işsizlik gibi geniş ölçekli bir sorunun birincil aktörü ve müsebbibi devletlerdir. Çünkü devlet, özel sektör, eğitim kurumları ve öğrenciler arasındaki doğru denklemi kuracak olan politikaları yapmak devletlerin sorumluluğudur. Bu sebeple, genç işsizlik sorununun çözüm denklemi, devlet olmadan kurulamaz. Türkiye’de devlet kaynaklı iki sorun genç işsizliği perçinliyor: istihdam yaratmayan ekonomi ve sorunun çözümünde kullanılacak stratejik plan eksikliği. Ülkenin karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlar nedeniyle bugün Türkiye ekonomisi, işsizlik oranını sadece sabit tutmak için gerekli olan 750,000’in üzerinde işi üretemiyor. Ekonomi yeterli istihdamı üretmediği için genç işsizlerin sayısı ve oranı da sürekli artıyor. 

2. Özel Sektör/İşverenler

Serbest pazar ekonomilerinde neredeyse sınırsız güce sahip olan özel sektör, genç işsizlik sorunun en temel aktörlerinden birisi. Ekonomik sorunlar nedeniyle gereken iş kapasitesini üretememesi anlaşılabilir olsa da işverenlerin genç iş arayanlara karşı tutumu ve onlardan beklentileri, sorunun gençler üzerindeki olumsuz etkisinin en büyük müsebbibi. “Bu gençler de hiç iş beğenmiyor” düşüncesini savunan(ben bunu saçmalık olarak nitelendiriyorum) işverenlerin bu düşüncesine Prof.Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Doç.Dr. Kezban Çelik hocaların önemli bir çalışması ışık tutuyor. 


Söz konusu araştırmaya göre işverenler şöyle düşünüyor: 

“Burada işin nasıl yapıldığını ben biliyorum, bu işi ben kurdum, yapabileceğimin sınırlarını da biliyorum. Benim istediğim çalışan, buranın belirlenmiş işinde, benimle birlikte, benim kadar, hatta benden daha fazla çalışmalı, sorumlu olmalı, hemen ilk planda ücret sormamalı, sebatkâr olmalı. Ben ne yaptım, düşük ücretle çalıştım, işi öğrendim, para mara demedim. Onlar da gelecekler kaç lira demeyecekler, hafta sonu demeyecekler.” 

Araştırma, Prof. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Doç. Dr. Kezban Çelik


Ek olarak işverenler çok fazla zihinsel emek talep etmediklerini belirtiyor; mütevazı, çalışmaya hazır, çabuk yorulmayacak, işi öğrenmek isteyecek, gerektiğinde fazla mesai çalışması yapabilecek, güler yüzlü, iyi niyetli, güvenilir, sorumluluk sahibi çalışan aradıklarını da ifade ediyorlar. 

Tüm bu beklentilerin karşılığında sunulan maaş(çoğunlukla asgari ücrete yakın) ve diğer imkanların beklentilerin çok çok altında kaldığını bir genç ve yeni mezun olarak ifade etmeden duramayacağım. 

3. Üniversiteler

Üniversiteler ve eğitim kurumlarının, genç işsizlik sorunundaki rolünü daha çok piyasanın ihtiyacını ve beklentisini karşılayacak donanımları öğrencilere kazandıramamak olarak görüyoruz. Yukarıdaki araştırmada ifade edildiği gibi üniversiteler, piyasanın ihtiyaç duyduğu teknik(hard) becerileri ve yumuşak becerilerin(soft skills) çoğunu öğrencilere kazandıramıyor. Özellikle özel üniversitelerin önemli bir kısmının tabela üniversitesi olup ticarethane gibi işlediği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda üniversitelerin ihtiyaç duyulan kritik becerileri kazandıracak kulvarda olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz. 


4. Öğrenciler 

Bu maddeye kadar, genç işsizliğin sorumluluğunu hep dış aktörlere attık. Ancak ifade etmek gerekir ki, öğrenciler de hayata atılacak bilinçle kendilerini yetiştirmiyorlar. Kültürel faktörler ve eğitim kurumlarının yetersizliğinin ötesinde, üniversiteli gençlerin çoğunluğu üniversite yıllarını kariyerleri için kıymetli olacak şekilde geçirmiyorlar. Üniversiteden henüz mezun olmuş bir genç olarak, okuduğum üniversitede ve sosyal projelerimin vasıtasıyla girdiğim çevrelerde bu gerçeğe sıklıkla şahit oldum. Gençler istek ve hedefleri için gerekli vizyona sahip olmadan ve bu vizyonun gerektirdiği fedakarca çalışmayı ortaya koymadan yıllarını tüketiyorlar. “Sadece okuyor olmanın yeterli olduğu” fikri ile okul dışında kalan vakitlerini çoğunlukla eğlenmek için harcayan gençler, mezun olup hayata atılmaya genellikle bir yıl kala kariyerleri için çaba sarf etmeye başlıyorlar. O zamana kadar istekleri ve hayatta başarmak istedikleri üzerine düşünmeyen bu genç yığını, mezuniyet sonrasında hayata atılmak ve ilgili alanlarında faaliyet göstermek için gerekli beceri ve donanımdan yoksun biçimde iş arıyorlar. Bunun sonucunda da bu gençlerin önemli bir kısmı istedikleri işi bulamıyor. 


Kısacası kronik ve çetrefilli genç işsizlik sorununda devletin stratejik plan eksikliği ve istihdam yaratmayan ekonomisi, işverenlerin gerçekçi ve insani olmayan beklentileri, üniversitelerin piyasa ihtiyaçlarına cevap vermeyen eğitim biçim ve içerikleri ve öğrencilerin bilinçsizce ve gelişmeden yıllarını geçirmesinin etkisi var.

Peki Gençler Ne Yapmalı? 

Bütün yazı boyunca ifade ettiğim gibi kronik genç işsizlik sorununun ana aktörü olmasa da aktörlerinden biri öğrenciler. Öğrencilerin bilinçsiz olması ve üniversite yıllarını kariyer ve hayalleri için kendilerini geliştirecek biçimde geçirmemeleri işsizlik ihtimallerini arttıyor. Öte yandan sorumluluğun büyük kısmı devlet, işveren ve üniversite üçlüsünde de olsa, sorunun sonuçlarının muhatabı öğrenciler olduğu için, öğrencilerin ellerini kollarını bağlayıp oturması sorunu çözmeyecektir. Bu nedenle, henüz üniversiteye girmemiş gençlerin iyi araştırma yaparak ve ne istedikleri üzerine iyi düşünerek umut verici bir kariyer sunacak bir bölüm bir tercihi yapmaları gerekli. Üniversiteli gençler de okudukları alanın çalışmak istedikleri alan olup olmadığını düşünmeli; değilse kariyerlerini inşa etmek istedikleri yan bir alan seçip bu alandaki kritik beceri ve donanımı kazanmak için eğitimlerine paralel olarak çalışmalılar. “Sınavdan bir gün önce çalışıp geçerim” anlayışıyla kıymetli üniversite yıllarını gelişmeden ve öğrenmeden geçirmek, öğrencinin hayatta başarısız ve mutsuz olmasına sebep olacaktır. 

Hayat hiç kolay değil; ama bilinçli tercihlerde bulunarak hedeflerimizi ulaşmamız da imkansız değil. İş dünyasında torpil ve adaletsizlik olsa da hayatımız, hedefimiz ve hayallerimiz için savaşıp tırmalamadan yaşamak istediğimiz hayatı elde edemeyeceğiz. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, her yerde çalışmak ve gelişmek tek çıkar yol. 

Show CommentsClose Comments

Leave a comment