İlgimiz ve zamanımız çok kıymetli ve her şey ilgimizi kendi üzerine çekmek istiyor. İşiniz, hobileriniz, çevrenizdeki insanlar, eğitiminiz, sosyal medya hesaplarınız, çalıştığınız banka ve hatta yediğiniz küçük bir çikolata belki. Şimdi bu yazıyı yazarak ilginizi talep edenlerden birinin de ben olduğumu itiraf etmeliyim. Her birimiz ilgimizi ve zamanımızı genellikle karşımıza çıkan alternatiflerden ve merakımızı giderecek seçeneklerden yana kullanırken karar verme aşamasında birbirimizden çok farklı noktaları ayırt eder ve bu ayrımlar doğrultusunda geçmişte yaşadığımız deneyimlerin de etkisiyle bir karara ulaşırız. İlgimizi yönelttiğimiz şey bizi memnun ettikçe, aradığımız her neyse onu bize sağladıkça ona daha çok ilgi göstermeye devam ederiz. Böylece bazı şeylere karşı fazlalaşan ilgilerimiz hayranlıklarımızı oluşturur. Hayran kaldığımız bir film, hayran kaldığımız bir müzik, hayranı olduğumuz bir yemek, hayranı olduğumuz bir insan…

Hayran kaldığımız şeyler genelde ihtiyaçlarımıza en doğru şekilde hitap ettikleri için hayran kaldığımız şeylerdir. Peki ya hayranı olduğumuz bir insan? Kendisini idol olarak gördüğümüz, kariyerini taklit etmek istediğimiz ya da yerinde olmayı tercih edeceklerimiz bizde neye hitap ediyor? Bu soruların genel geçer cevapları elbette ki yok ancak çoğu insanın üzerinde mutabık kalacağı sebepler mevcut. Ben bu sebeplerden en çok, kendimizin hayatta gerçekleştirmeyi ‘zor’ olarak kabul ettiğimiz işleri birilerinin gerçekleştirmeleri sebebiyle onlara duyulan hayranlıktan bahsedeceğim.

Dost meclislerimizde sıklıkla yeni öğrendiğimiz bir başarı hikayesini anlatmayı severiz. Dinleyicilerin genel tepkisi de şaşkınlık ve hayranlık olur çünkü. Aslında o insanların bu başarılara nasıl ulaştığını değil sadece sonucu görür ve kendi durumumuzun bir anda oraya ulaşma zorluğunu hesaplar ve hayret ederiz. Bizim için gerçekleştirilmesi oldukça zor olan bu işi gerçekleştiren o kişiye karşı hayranlık duyarız. Otobiyografi okumak ya da gerçek başarı hikayelerini konu alan filmleri izlemek de benzer duygular uyandırabilir. Peki bu insanların hayran kaldığımız başarılara nasıl ulaştığını öğrendiğimizde genel tepkimiz ne olur? Ya doğuştan zaten kendisinin olan imkanları vardır ve onu değerlendirmiştir ya da başarmayı hedeflediği iş için çok uzun bir zaman gayret etmiş, hayatını o işe adamış ve tahmin edebileceğimizden daha fazla enerji sarf etmiştir. İkinci durumdaki gibi bir sonuçla karşılaştığımızda ise hayranlığımız ve takdirimiz biraz daha artar. O kişi başarısına ulaşana dek bizim o an sahip olmadığımız o işe dair bir rutin geliştirmiş ve bunu bir alışkanlık olarak uygular bir duruma ulaşmıştır. Daha somut bir örnekle devam edelim. Elon Musk dünyada birçok insanın ilginç işlerle tanıdığı ama hemen hemen herkesin çalışmalarını takdirle karşıladığı bir isim. Aynı anda yenilenebilir enerjiden, otomasyon elektrikli araçlara, uzay teknolojilerinden yapay zeka yazılımlarına ve hatta gezegenler arası yolculuğa kadar yeni teknolojinin her alanında çığır açan şirketlerin kurucusu ve aynı zamanda yöneticisi. Birçok insan için yeni teknolojinin gurusu. Elon Musk’a dair sadece bunları duyduğumuzda hayran kalmamız çok doğal. Onun bu bahsettiğimiz işleri alanında çok yetkin olarak yaptığı seviyeye geliş hikayesine baktığımızda ise hayranlığımız biraz daha artabiliyor. Kendisi Güney Afrika’da doğuyor ve daha çocuk yaşlarda çevresinden dışlandığı için çok farklı bir kitap okuma alışkanlığı kazanıyor. Bizim kitap okuma alışkanlığı dediğimizde aklımıza gelen şey günde yarım saat ya da 1 saat gibi bir zaman mefhumu olur genelde fakat Elon Musk için bahsettiğimiz kitap okuma alışkanlığı günde en az 10 saat kitap okumak. Böyle bir alışkanlığı istisnasız her gün uyguladığınızda ortalama bir zekaya sahip olsanız bile öğrenebileceklerinizin sınırı yok. Elon Musk 17 yaşında Amerika’ya annesinin yanına taşındığında yaşadığı yer olan Güney Afrika’nın başkentindeki tüm kitapları okumuştu. Bugün az önce bahsettiğimiz alanlarda yüksek teknoloji üreten 5’ten fazla şirketin kurucusu ve yöneticisi olmasına rağmen bu kitap okuma alışkanlığını belki zaman olarak daha aza indirmek zorunda kalmış olsa bile devam ettiriyor. Hakkında çok fazla deneyim sahibi olmadığı teknoloji alanlarında bile çok büyük adımlar atmaktan geri durmuyor çünkü kendi ifadesiyle bir şeyleri her ne olursa olsun okuyarak öğrenebilme alışkanlığını çoktan kazanmış durumda. Aslında Güney Afrika’dan çıkmış, teknoloji alanında çalışan herhangi birine değil okuyarak öğrenebilme alışkanlığını kazanmak için gerçekten çok ciddi çaba sarfetmiş Elon Musk’a dair konuşuyoruz bugün ve hayranlığımız onun şahsından çok sahip olduğu alışkanlığına. Evet, aslında alışkanlıkların hayranıyız.

Peki hayranı olduğumuz onca insan sahip olduğu alışkanlıklar sayesinde mi hayran olduğumuz yerde? Cevabımız büyük çoğunluğu için evet. William James’in de dediği gibi aslında bütün hayatımız bir yığın alışkanlıktan başka bir şey değildir. Alışkanlıkları sadece iş yapma, bir şeylere gerçekleştirme noktasında işe yarayan unsurlar olarak görmeyelim. Sevdiğimiz insanları düşündüğümüzde birçoğunun aslında davranış alışkanlıklarını severiz. Güvendiğimiz insanların olaylar karşısındaki refleks gösterme alışkanlığına güveniriz. İnsanlar bizi alışkanlıklarımızla tanırlar ve ona göre muamele ederler. Eğer insanların gözünde değiştirmek istediğimiz bir özellik varsa insanların hoş karşılamadığını düşündüğümüz alışkanlığın yerine yenisini ekleyebiliriz.
Her insan doğası gereği takdir edilmeyi, ürettiğinin beğenilmesini ister. Hatta emek harcadığı işe hayranlık duyulmasını, dolayısıyla kendisine karşı da hayranlık oluşmasını ister. Bunun aslında yazının başında belirttiğimiz insanın ilgisinin ve zamanının kıymetiyle bir ilgisi var. Sahip olma arzumuz sadece somut şeyler için geçerli değil hatta somut şeylerden daha çok ruhumuz soyut nesnelere sahip olma arzusu taşır. Çok kıymetli, pahasını bilemediğimiz ilgi ve zaman da bunlardan biri. İnsanların ilgi ve zamanına sahip olmak, onu üzerine çekmenin en makul yolu ise hayranlık oluşturmak. Hayranlık oluşturmak da bir alışkanlık edinmeye ya da sahip olduğumuz kötü alışkanlığı iyi bir alışkanlıkla paketlemeye bağlı.
Alışkanlık edinmenin psikolojik olarak bize katkılarını aslında az çok anlatmış olduk. Hayatta hayranlık duyduğumuz insanlar oldukça biz de onlardan biri olmaya çabalamaya devam edeceğiz. İnsanın kendini var etmesi ürettiğinin insanların ilgisini çekiyor olması ile mümkün oluyor. Başarılı üretim yapabilmek ve hayatta kendini başarıyla var edebilmek içinse zihninizin çalışmakta olduğunuz işe sizi yormadan dahil olması gerek. Yani yine W. James’in tanımıyla ilkin zorlukla yaptığımız bir şeyi zamanla daha kolay yapar hale gelmemizi ve nihayet yeterince alıştırma yaptıktan sonra yarı-mekanik olarak ya da hemen hiç farkında olmadan yapmamızı sağlayan alışkanlıklara kavuştuğumuzda işimiz daha da kolaylaşacak.

Bir alışkanlığı kazanma sürecimizde her denemede kendi çapında önemli zorluklar vardır. Başarıyla yapılan her denememiz de aslında üstesinden gelinen bir zorluktur. O şeyi alışkanlık edinmeye giden yoldasındır artık ancak en önemli mesele bunu süreklilik haline getirmek. Küçük başarıları sürekli kıldığımızda alışkanlığa ulaşmak üzereyiz. Dil öğrenme konusunda örnek vermek gerekirse dil öğrenmenin başlangıcında bir cümle kurarken ana dilinizle yabancı diliniz arasında sürekli bağ kurmaya çalışır ve bir cümle kurmak bile dakikalarımızı alırken zihnimizi yorabilir ancak benzer kalıpta farklı kelimeler içeren cümleler kurmaya başladığımızda cümle kalıbına alıştığımız için hızımız artacak ve yorulma seviyemiz azalacak. Kurulan her bir cümle aslında alışkanlığı elde etme yolunda kazanılan küçük başarılardır. Bu küçük başarılarla motive olup yeni zorluklar aramaya koyulmak bütün bir alışkanlığı elde etmemizi sağlayacaktır. Başarı ne kadar küçük olsa da onunla motive olmayı bilmek gerekir. Bu yabancı dilde bir cümle kurmak bile olabilir. Aynı zamanda yeni bir alışkanlık inşa ettiğimizde telkin yöntemini kullanabiliriz. Kendimize bu alışkanlığı kazanacağımızı ve uzun süre devam ettireceğimizi telkin edip, bu alışkanlığı kazandıktan ya da değiştirdikten sonra nasıl hissedeceğimizi, hayatımızın iyi yönde nasıl değişeceğini hayal ederek de çabamızı pekiştirebiliriz. Kendini keşfetme, alışkanlık kazanma yolundaki önemli hususların başında davranışlarla düşünceler arasındaki bağın kuvvetli alışkanlıklar haline getirilmesi gerekir. Daha açık bir ifadeyle kendimizi bir alışkanlığı edinme yönünde ya da o alışkanlığa geçiş sürecindeki zorluğu aşma noktasında bir telkinde bulunduğumuzda bu düşünce aklımızda ortaya çıktığı anda aynen bir refleks gibi kesin ve güçlü biçimde düşünceye eşlik etmesi şeklindeki bir bağdan bahsediyoruz. Mesela içimizde alışkanlık edinmeye çalıştığımız davranış şekliyle ilgili bir çalışma isteği belirdiğinde şayet harekete geçmek sıcağı sıcağına yapılırsa eylemle telkin arasındaki bağ sağlamlaşır. İkisi arasındaki bağın sıkılaşması için duygu durumlarının sıcaklığıyla işlenmesi şarttır. Yani irademize telkinde bulunduğumuz anda duygularımızın da bu eylemin yapılmasına ihtiyaç duyan bir durumda olması gerekir. Duygusal bağlamda konumlandıramadığımız bir telkin o an için irademize yapılması gereken eylemi yaptıramaz ve bir defa iradenin telkinlerimize asi gelmesi o alışkanlığı edinmeye dair inancımızı zedeler. Ancak bu durumlarda da yeni telkinlerle bilinçaltımızı beslemek gerek.

Hayatımızda yeni alışkanlıklar katmaya yönelik bir çaba aslında değişmeye yönelik de güçlü bir iddiadır. Değişim aslında bizde fazlasıyla heyecan yaratan bir durumdur. Özellikle olumlu anlamdaki değişimleri etrafımızdaki insanların farketmelerini isteriz. Değişimi ise bizler ancak başkalarının gözünden gördüğümüzde onların sözleriyle ikna olduğumuzda somut olarak görürüz. Bu yüzdendir ki değişimi yaşamak yeni alışkanlığımızı hayatımıza çok güzel bir süs olarak koymak toplumla birlikte olduğunda daha kolay ve sizin için vazgeçmesi de o kadar zor olacaktır. Çünkü bir grubun üyesi olarak değişimi taahhüt ettiğimizde telkinlerimize asi olmak sadece alışkanlıktan vazgeçmek değil aynı zamanda o topluma verdiğimiz taahhütü de bozmak olacaktır. Değişimi toplumsal bir deneyim olarak kurgulamak o yüzden daha başarılı sonuçlar verir. Örneğin bir türlü kitap okuma alışkanlığı edinemiyorsanız bir kitap okuma grubuna dahil olabilirsiniz. Ya da sabahları erken kalkıp spor yapmayı bir türlü başaramadıysanız sağlıklı yaşam gruplarına dahil olun ve onlara bir sonraki gün geleceğinize dair söz verin. Bu uygulama son derece başarılı sonuçlar ortaya çıkarıyor ki insanlara yeni alışkanlıklar kazandıracak ortamları şirketler hizmet olarak sunuyorlar günümüzde.

İlgi ve zamanla başladığımız yazımızda hayranlık duymak ve hayran bırakmaya çalışmak konularının alışkanlık edinmekle olan ilgisinden bahsettik. Alışkanlıklarımızın aslında bizim kimliğimizi, insanların düşünce dünyalarındaki şahsiyetimizi belirlemekte en önemli husus olduğundan bahsettik ve yeni iyi alışkanlıklar edinebilmek için alışkanlık kazanma sürecinde küçük başarıları motivasyon kaynağı kabul etmekten, alışkanlıkları uygularken telkinlerle bilinçaltımızı güçlü kılmaktan ve yine bu süreçte eylemlerimizi zihnimize düştüğü an gerçekleştirme meselesinden ve bir gurubun parçası olarak alışkanlık geliştirmenin daha kolay olacağından bahsettik. Hayatlarımız kendi içinde sürekli değişimler içerir, biz zamanın akışının bilincinde olduğumuz müddetçe bu değişimleri yönetebiliriz. Zamanın akışının bilincine varıp alışkanlıklarımızı gözden geçirmenin ve onları kendimize hedef olarak belirlediğimiz hayat tarzı doğrultusunda yenilemenin tam zamanı. Bunun için bloğumuzda bulunan ‘Alışkanlıkları Kazanma ve Kontrol Etme Rehberi’ yazısını da incelemenizi ayrıca tavsiye ederim. İlginizi yöneltip zamanınızı ayırdığınız için mutluyum.

Show CommentsClose Comments

Leave a comment